Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Yemen'deki Husilere yönelik saldırıların devam etmesi halinde ülkenin 'tam ölçekli bir çatışmaya' geri dönebileceği konusunda uyardı. Türk, son haftalarda tırmanan şiddetin, özellikle de Husilerin en ölümcül saldırılarını düzenlediği Marib bölgesindeki çatışmaların, milyonlarca sivilin yaşamını daha da kötüleştirecek bir insani felakete yol açabileceğini vurguladı. Ateşkesin sona ermesinden bu yana ilk kez bu kadar büyük çaplı bir çatışma yaşanıyor. Uzmanlar, mevcut durumun 2020'deki gibi geniş çaplı bir savaşa dönüşebileceğinden endişe ediyor.
Çatışmanın Arka Planı ve Son Gelişmeler
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri'nin bu açıklamaları, Yemen'deki durumun ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. 2014 yılından bu yana devam eden iç savaşta, İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteklediği uluslararası alanda tanınan hükümet güçleri arasında çatışmalar sürüyor. Özellikle son aylarda ateşkesin sağlanamaması, taraflar arasındaki gerilimi artırdı. Mart 2022'de BM arabuluculuğunda ilan edilen ateşkes, Ekim ayında sona ermiş ve taraflar bir uzatma konusunda anlaşamamıştı. Bu durum, çatışmaların yeniden alevlenmesine zemin hazırladı.
Askeri kaynaklardan alınan bilgilere göre, bu ayın başlarında Husiler, özellikle petrol zengini Marib ilinde 58 hükümet askerini öldürdüğü saldırılar düzenledi. Bu, yıllardır Husilerin en ölümcül eylemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Marib, ülkenin en önemli enerji bölgelerinden biri ve hükümetin son kalelerinden. Husilerin bu kenti ele geçirme çabaları, savaşın seyrini değiştirebilecek kadar stratejik bir öneme sahip. Uzmanlar, bu saldırıların, barış görüşmelerini zora soktuğunu ve bölgedeki insani krizi derinleştirdiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışma sadece ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor; bölgesel ve küresel güç mücadelelerinin de bir yansıması olarak görülüyor. İran'ın Husilere olan desteği, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkelerinin ve Batılı güçlerin müdahalesini artırıyor. Bu durum, Orta Doğu'daki istikrarsızlığı körüklerken, küresel enerji güvenliği açısından da risk oluşturuyor. Babülmendep Boğazı'na yakın konumu nedeniyle Yemen, dünya ticaret yollarının güvenliği açısından kritik bir öneme sahip. Uzmanlar, çatışmanın tırmanmasının deniz ticaretini ve enerji sevkiyatını etkileyebileceği konusunda uyarıyor.
Öte yandan, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri'nin uyarıları, uluslararası toplumun Yemen'e yönelik ilgisinin azalmasına rağmen durumun ne kadar acil olduğunu hatırlatıyor. Birleşmiş Milletler, geçtiğimiz yıl 4,3 milyar dolarlık insani yardım çağrısı yapmış ancak bu fonun yalnızca üçte biri toplanabilmişti. Çatışmaların artması, zaten kıt olan kaynakların daha da yetersiz kalmasına neden oluyor. Ayrıca, BM gözetimindeki Hudeyde limanındaki gerginlikler ve mayın tehdidi, insani yardımların ulaştırılmasını da engelliyor. Bu durum, Yemenli sivil halkın kıtlık ve hastalıklarla mücadelesini daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmanın sona erdirilmesi ve insani krizin hafifletilmesi için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Ankara, BM öncülüğündeki barış sürecini destekliyor ve taraflar arasında diyaloğu teşvik ediyor. Ancak Yemen'deki çatışmanın tırmanması, bölgesel istikrarı tehdit ettiği için Türkiye'yi de doğrudan ilgilendiriyor. Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri, Türkiye'nin bölgeyle olan ticari ilişkilerini ve enerji ithalatını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ve Somali ile yakın iş birliği içinde olduğu düşünüldüğünde, Yemen'deki istikrarsızlık bu ülkeler üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir. Türk yetkililer, çatışmanın daha fazla tırmanmaması için uluslararası topluma çağrıda bulunuyor ve insani yardım için katkı sağlıyor. Bu nedenle, BM'nin uyarıları Türkiye tarafından da ciddiyetle takip ediliyor.