Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlenen ve COP31 olarak bilinen küresel iklim zirvesinin ön hazırlık toplantısı olan 'pre-COP' zirvesi, bu hafta Fiji'nin Nadi kentinde ve Tuvalu atolünde başladı. Toplantı, gelecek ay Türkiye'de yapılacak olan büyük çaplı BM iklim zirvesi öncesinde ülkelerin pozisyonlarını netleştirmesi ve kritik müzakerelerin temelini atması açısından büyük önem taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Fiji'nin Nadi kentinde ve Tuvalu'da düzenlenen bu haftaki görüşmeler, COP31 öncesi bir ön hazırlık niteliğinde. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında gerçekleştirilen pre-COP toplantıları, her yıl ana zirve öncesinde ülkelerin teknik düzeyde müzakereleri ilerletmesi ve siyasi kararların altyapısını oluşturması için yapılıyor. Bu yılki toplantının Pasifik'te, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ada ülkelerinden birinde yapılması ise sembolik olarak iklim adaleti ve kırılgan ülkelerin sesinin duyurulması açısından dikkat çekiyor.
Nadi'deki görüşmelerde, ülkelerin sera gazı emisyon azaltım hedefleri, iklim finansmanı, uyum politikaları ve kayıp-zarar mekanizması gibi konular ele alınıyor. Tuvalu'daki oturumlarda ise özellikle deniz seviyesinin yükselmesi tehdidi altındaki küçük ada devletlerinin karşılaştığı riskler ve bu ülkelere yönelik destek mekanizmaları ön plana çıkıyor. Pre-COP toplantıları, resmi müzakere metinlerinin şekillendirilmesi ve ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarının daraltılması için kritik bir platform işlevi görüyor.
COP31'in gelecek ay Türkiye'de yapılacak olması, bu yılki pre-COP görüşmelerine ayrı bir önem katıyor. Türkiye'nin ev sahipliği, ülkenin iklim diplomasisindeki rolünü güçlendirme fırsatı sunarken, aynı zamanda küresel iklim müzakerelerinde köprü kurucu bir aktör olarak konumlanmasını sağlayabilir. Fiji ve Tuvalu'daki toplantılar, Türkiye'nin ev sahipliğinde yapılacak zirveye hangi konuların taşınacağı ve hangi önceliklerin belirleneceği konusunda ipuçları veriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Pasifik ada ülkeleri, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en şiddetli şekilde hisseden ülkeler arasında yer alıyor. Deniz seviyesindeki yükselme, bu ülkelerin varlığını dahi tehdit ediyor. Tuvalu gibi atol ülkeleri, önümüzdeki on yıllarda topraklarının büyük bir kısmını kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bu nedenle pre-COP toplantısının Pasifik'te yapılması, küresel iklim müzakerelerinde en kırılgan ülkelerin sesinin daha güçlü duyurulması için bir fırsat olarak görülüyor.
Öte yandan, COP31 öncesi yapılan bu toplantılar, ülkelerin iddialı emisyon azaltım hedefleri belirlemesi ve gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerini yerine getirmesi konusunda baskı oluşturmayı amaçlıyor. Son yıllarda yapılan COP zirvelerinde alınan kararların uygulanmasında yaşanan gecikmeler, özellikle gelişmekte olan ülkelerin güvenini sarsmış durumda. Fiji ve Tuvalu'daki görüşmeler, bu güveni yeniden tesis etmek ve COP31'de somut sonuçlar alınması için zemin hazırlamak açısından önemli.
Küresel ölçekte bakıldığında, iklim değişikliğiyle mücadele, COVID-19 sonrası ekonomik toparlanma ve enerji krizi gibi diğer küresel sorunlarla iç içe geçmiş durumda. Ülkelerin yeşil enerjiye geçiş hızı, fosil yakıtlardan çıkış stratejileri ve karbon fiyatlandırması gibi konular, COP31'in ana gündem maddeleri arasında yer alacak. Pre-COP toplantıları, bu konularda ülkelerin pozisyonlarını netleştirmesi ve müzakerelerde uzlaşma zemini araması için bir fırsat sunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
COP31'e ev sahipliği yapacak olan Türkiye, Fiji'de başlayan pre-COP sürecini yakından takip ediyor. Bu toplantılar, Türkiye'nin iklim diplomasisindeki etkinliğini artırması ve zirveye giden yolda kritik müzakerelerde söz sahibi olması açısından önemli bir fırsat. Türkiye, özellikle gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasında köprü kurarak iklim finansmanı ve teknoloji transferi konularında dengeleyici bir rol üstlenebilir. Ayrıca, ev sahipliği sayesinde Türkiye'nin yeşil enerji potansiyelini ve iklim politikalarını uluslararası arenada tanıtması mümkün olacak. Ancak, zirvenin başarısı, ülkelerin somut taahhütlerde bulunmasına ve Türkiye'nin diplomatik becerilerine bağlı.