New York'ta bu hafta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda iklim değişikliğiyle mücadele için acil eylem çağrıları yapıldı. BM Genel Sekreteri António Guterres, üye ülkelere seslenerek iklim krizinin artık "uzak bir uyarı" olmadığını vurguladı ve harekete geçmek için kalan sürenin hızla daraldığını belirtti. Ancak kamuoyunun dikkatini çeken diğer meseleler arasında iklim, genel kurul gündeminde yalnızca bir dipnot olarak kaldı.
Guterres'ten Kritik Uyarı: Pencere Kapanıyor
BM Genel Sekreteri António Guterres, Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, iklim değişikliğinin artık gelecekteki bir tehdit olmadığını, halihazırda etkilerinin hissedildiğini söyledi. "İklim krizi artık uzak bir uyarı değil" diyen Guterres, dünya liderlerine sera gazı emisyonlarını azaltma ve yenilenebilir enerjiye geçiş konusunda daha cesur adımlar atma çağrısı yaptı. Guterres, mevcut politikaların devam etmesi halinde küresel sıcaklık artışının 2,5 ila 3 dereceyi bulacağını ve bunun yıkıcı sonuçlar doğuracağını belirtti. Bilim insanları, 1,5 derece hedefinin korunması için 2030 yılına kadar emisyonların yarıya indirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Genel Kurul'da birçok ülke başkanı da iklim konusuna değindi. Gelişmekte olan ülkeler, iklim finansmanı ve teknoloji transferi konusunda gelişmiş ülkelerin taahhütlerini yerine getirmediğinden şikayet etti. Küçük ada devletleri ise deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle varlıklarının tehdit altında olduğunu dile getirdi. Ancak bu çağrılar, genel kurulun ana gündem maddeleri arasında yeterince yer bulamadı.
İklim, Diğer Krizlerin Gölgesinde
Bu yılki Genel Kurul'a damga vuran konular arasında Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilim, küresel enerji krizi ve ekonomik belirsizlikler öne çıktı. İklim değişikliği, bu acil meselelerin gerisinde kaldı. Guterres, konuşmasında iklim krizinin diğer krizlerle bağlantılı olduğunu vurgulayarak, enerji güvenliği ve gıda krizinin iklim değişikliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Ancak siyasi liderlerin öncelikleri farklıydı.
Uzmanlar, iklim değişikliğinin uluslararası gündemde hak ettiği yeri alamamasının endişe verici olduğunu belirtiyor. Son yıllarda yaşanan sel, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı hava olayları, iklim krizinin artık somut sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Yine de ülkeler, kısa vadeli ekonomik ve siyasi çıkarlar nedeniyle uzun vadeli iklim hedeflerinden taviz verebiliyor.
BM Genel Kurulu'nda iklim konusunun yeterince ele alınmaması, Kasım ayında Mısır'da yapılacak olan COP27 iklim zirvesi öncesinde bir uyarı işareti olarak yorumlanıyor. COP27'de ülkelerin emisyon azaltma taahhütlerini güncellemeleri ve iklim finansmanı konusunda somut adımlar atmaları bekleniyor. Ancak mevcut siyasi konjonktür, bu hedeflere ulaşılmasını zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgelerden biri olan Akdeniz havzasında yer alıyor. Sıcaklık artışı, kuraklık ve tarımsal verimlilik kaybı Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını doğrudan tehdit ediyor. Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021'de onaylayarak 2053 net sıfır emisyon hedefi belirledi. Ancak yenilenebilir enerji kapasitesini artırsa da kömür kullanımı ve fosil yakıt sübvansiyonları devam ediyor. BM Genel Kurulu'ndaki tablo, Türkiye'nin iklim diplomasisinde daha aktif rol alması ve yeşil dönüşümü hızlandırması gerektiğini gösteriyor. Aksi halde ekonomik rekabet gücü ve enerji güvenliği olumsuz etkilenebilir.
Uluslararası toplumun iklim krizine yeterince odaklanmaması, Türkiye gibi kırılgan ülkeler için risk oluşturuyor. Türkiye, bölgesel istikrarı ve ekonomik dayanıklılığı için iklim politikalarını güçlendirmeli ve uluslararası iklim finansmanından daha fazla pay almalıdır.