Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, yarım asrı aşkın süredir devam eden Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yol haritasını belirlemek amacıyla çok taraflı bir toplantı düzenlemeyi planladığını duyurdu. Guterres'in bu girişimi, adada 1974'ten bu yana süren bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ve iki toplum arasında kalıcı bir barışın tesis edilmesi yönünde uluslararası toplumun artan çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Toplantının, tarafların pozisyonlarını netleştirmesi ve müzakerelerin yeniden başlatılması için zemin hazırlaması bekleniyor.
Gelişmenin arka planı
Kıbrıs sorunu, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1963-1964 yıllarında yaşanan toplumlar arası çatışmalarla sarsılmasının ardından, 1974 yılında Yunanistan'daki askeri cuntanın desteklediği darbe girişimi ve Türkiye'nin garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahalesiyle bugünkü halini almıştır. Ada, o tarihten bu yana kuzeyde Türk Kesimi ve güneyde Rum Kesimi olarak ikiye bölünmüş durumdadır. 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ilan edilmesine rağmen, KKTC yalnızca Türkiye tarafından tanınmaktadır. Birleşmiş Milletler, Kıbrıs'ta 1964'ten bu yana barış gücü bulundurmakta ve taraflar arasında müzakereler için zemin oluşturmaya çalışmaktadır.
Guterres'in toplantı planı, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Christodoulides ile KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar arasında geçtiğimiz aylarda ara buluculuk çabalarıyla başlatılan görüşmelerin ardından geldi. İki lider, Ekim 2023'te New York'ta gayriresmi bir akşam yemeğinde bir araya gelmiş ve diyaloğun sürdürülmesi konusunda mutabık kalmışlardı. Ancak, taraflar arasındaki temel görüş ayrılıkları, özellikle egemenlik ve siyasi eşitlik konularında sürmektedir. Rum tarafı, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyonu savunurken, Türk tarafı egemen eşitliğe dayalı bir çözümü ön plana çıkarmaktadır.
BM'nin bu yeni girişimi, Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden adaya çekmeyi amaçlamaktadır. Guterres'in açıklamasında, toplantının tarihi ve katılımcıları hakkında ayrıntılı bilgi verilmemiş olsa da, bu toplantının garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin yanı sıra Avrupa Birliği temsilcilerinin de katılımıyla gerçekleşmesi beklenmektedir. Böyle bir toplantının, taraflar arasında doğrudan diyaloğun yeniden tesis edilmesi ve müzakerelerin önündeki engellerin kaldırılması için önemli bir fırsat sunabileceği ifade edilmektedir.
Bölgesel veya küresel boyut
Kıbrıs sorunu yalnızca Ada halkını değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı, bölgesel güvenlik mimarisi ve Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri gibi geniş bir yelpazede jeopolitik sonuçları olan bir meseledir. Doğu Akdeniz'de son yıllarda keşfedilen doğalgaz yatakları, Kıbrıs'ın etrafındaki deniz yetki alanları konusundaki anlaşmazlıkları daha da karmaşık hale getirmiştir. Türkiye'nin KKTC ile birlikte yürüttüğü sondaj faaliyetleri, Rum Yönetimi ve Yunanistan ile gerilimlere yol açmış, bu da bölgesel istikrarı tehdit etmiştir.
Öte yandan, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyesi olması, sorunu AB iç politikalarının da bir parçası haline getirmektedir. AB, Kıbrıs Rum Yönetimi'ni üye olarak kabul etmiş, ancak Ada'nın kuzeyi AB müktesebatının dışında kalmıştır. Bu durum, AB-Türkiye ilişkilerinde de önemli bir başlık olmaya devam etmektedir. Türkiye'nin AB üyelik sürecinde Kıbrıs meselesi kilit bir rol oynamaktadır; Müzakere fasıllarının birçoğu Kıbrıs nedeniyle açılamamaktadır. Bu bağlamda, BM'nin başlattığı yeni bir süreç, yalnızca Ada'da değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel düzeyde de yansımaları olacak niteliktedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kıbrıs meselesinde KKTC'nin garantörü ve tarafı olarak doğrudan rol oynamaktadır. Ankara, Ada'da kalıcı bir çözümün ancak Türk Kesimi'nin egemen eşitliğinin tanınması ve iki devletli bir model üzerinden müzakere edilmesiyle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Guterres'in planladığı toplantı, Türkiye'nin bu pozisyonunu uluslararası platformda dile getirmesi için önemli bir fırsat olabilir. Ancak, mevcut görüş ayrılıkları göz önüne alındığında, toplantının somut bir ilerleme kaydetmeden sonuçlanması da olasıdır. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji haklarının korunması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin sağlanması konularında her türlü girişimin içinde yer almakta, ancak kendi milli çıkarlarına aykırı bir çözümü kabul etmeyeceği mesajını da güçlü bir şekilde vermektedir. Bu nedenle, toplantının sonuçları, Türk dış politikası ve bölgesel dengeler açısından yakından takip edilecektir.