Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi'nin önünde dün meydana gelen trajik bir olayda, Tibetli bir aktivist kendini yakarak hayatını kaybetti. Görgü tanıklarının ifadesine göre, kimliği henüz resmi olarak doğrulanmayan aktivist, üzerine yanıcı madde dökerek ateşe verdi ve olay yerinde ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan aktivistin kimliği ve olayın arka planına ilişkin soruşturma sürüyor. Bu üzücü olay, Çin'in tartışmalı 'etnik birlik yasası'nın yürürlüğe girmesinden sadece bir gün sonra yaşanması nedeniyle dikkatleri yeniden Tibet sorununa çevirdi.
Gelişmenin Arka Planı
Olay, Çin Halk Cumhuriyeti'nin yeni 'etnik birlik yasası'nın resmen yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2025 tarihinden hemen sonra gerçekleşti. Yasa, ülke genelinde etnik gruplar arasında 'ortak gelişme ve dayanışmayı' teşvik etmeyi amaçladığını iddia ediyor. Ancak eleştirmenler, yasanın azınlık grupların kültürel ve siyasi haklarını daha da kısıtlayacağını ve Çin Komünist Partisi'nin asimilasyon politikalarını güçlendireceğini savunuyor. Özellikle Tibet ve Uygur bölgelerinde yaşayan topluluklar, bu tür yasaların kendi dillerini, dinlerini ve geleneklerini koruma çabalarını baltaladığını ifade ediyor.
BM binası önünde gerçekleşen bu eylem, Tibet bağımsızlık hareketinin uluslararası alanda görünürlük kazanma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Tibetli gruplar, uzun süredir Çin yönetimi altında insan hakları ihlalleri yaşandığını iddia ediyor ve uluslararası toplumun bu konudaki duyarsızlığını protesto ediyor. Kendini yakma eylemleri, özellikle 2008 yılından bu yana Tibet'te ve bazı ülkelerdeki Tibet diasporasında artış gösterdi. Bu tür eylemlerin, özellikle genç Tibetliler arasında bir çaresizlik ve umutsuzluk ifadesi olarak yaygınlaştığı belirtiliyor.
Çin hükümeti ise Tibet'i 'özerk bir bölge' olarak tanımlıyor ve bölgede ekonomik kalkınma ile eğitim olanaklarının arttığını vurguluyor. Pekin yönetimi, kendini yakma eylemlerini 'aşırılıkçılık' olarak nitelendirip, bu tür olayların dış güçler tarafından desteklenen ayrılıkçı faaliyetlerin bir parçası olduğunu savunuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, daha önce yaptıkları açıklamalarda, Tibet'in 'tartışmasız bir şekilde Çin'in bir parçası' olduğunu ve hiçbir dış müdahaleye izin verilmeyeceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, Çin ile Batılı ülkeler arasında insan hakları konusundaki gerilimi yeniden alevlendirebilecek bir nitelik taşıyor. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri, daha önce Tibet ve Sincan'daki insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin'e yaptırım uygulamış veya kınama kararları almıştı. Çin ise bu tür eleştirileri 'iç işlerine müdahale' olarak değerlendirip geri çeviriyor. BM İnsan Hakları Konseyi'nde Tibet konusu sık sık gündeme gelmekte, ancak Çin, diplomatik nüfuzunu kullanarak bu konudaki kararların çıkarılmasını engellemeye çalışıyor.
Uzmanlar, BM binası önündeki bu eylemin, uluslararası toplumun Tibet konusundaki duyarlılığını artırabileceğini, ancak kısa vadede köklü bir değişiklik yaratmasının güç olduğunu belirtiyor. Çin'in artan ekonomik ve askeri gücü karşısında, Batılı ülkelerin Tibet konusunda sert bir tutum takınmalarının zor olduğu ifade ediliyor. Öte yandan, Hindistan, Nepal ve Bhutan gibi komşu ülkeler de Tibetli mültecilere ev sahipliği yapması nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Özellikle Hindistan'da yaşayan Tibetli topluluklar, bu tür olaylarla birlikte yeniden dünya kamuoyunun dikkatini Tibet'e çekmeyi umuyor.
Tibet'in jeopolitik konumu, Çin için stratejik öneme sahip. Bölge, Çin'in su kaynakları ve enerji kaynakları açısından kritik bir rol oynuyor. Ayrıca Tibet, Çin'in Hindistan ile sınır anlaşmazlıkları yaşadığı bir bölge. Bu nedenle Çin, Tibet üzerindeki egemenliğini sürdürmeye kararlı görünüyor. Tibet'teki huzursuzluğun uluslararası boyutu, Çin'in bölgedeki politikalarını daha da sertleştirmesine neden olabilir, bu da gerilimlerin artmasına yol açabilecek bir faktör.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olayın Türkiye ile doğrudan bir ilgisi bulunmamakla birlikte, küresel insan hakları ve etnik grupların kendi kaderini tayin hakkı konularında önemli yansımaları olabilecek bir gelişmedir. Türkiye, Doğu Türkistan (Uygur) konusunda benzer insan hakları ihlallerine dikkat çekmektedir ve Tibet'teki durum, bu bağlamda Türk kamuoyunda da yakından takip edilmektedir. Türk dış politikası, etnik grupların kültürel haklarının korunması ve insan hakları ihlallerinin uluslararası gündemde kalması konusunda hassas bir yaklaşım sergilemektedir. Bu nedenle, TBMM'de daha önce Uygur ve Tibet konularında çeşitli bildiriler kabul edilmiştir. Türkiye'nin, bu tür olaylar karşısında dengeli bir politika izlemesi ve insan hakları ihlallerini kınayarak uluslararası toplumda etkili bir ses olması beklenir. Ancak ikili ilişkileri zedelememek için diplomatik hassasiyetin korunması önem taşımaktadır.