New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2026 toplantılarında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun genel kurula hitabı sırasında çok sayıda ülkenin delegasyonu salonu terk etti. Olay, Orta Doğu'daki savaşların ve İsrail'in bölgedeki askeri operasyonlarının uluslararası platformda yarattığı gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi. Genel Kurul'un ana gündem maddesi Orta Doğu'daki çatışmalar, Gazze'deki insani kriz ve Lübnan sınırındaki gerilim oldu.
Protesto Dalgası ve Diplomatik İzolasyon
Netanyahu'nun konuşması başladığında, aralarında Türkiye, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İrlanda ve bazı Arap ülkelerinin bulunduğu delegasyonlar salonu terk etti. Filistin yanlısı ülkelerin temsilcileri, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki politikalarını protesto etmek amacıyla bu eylemi gerçekleştirdi. Salonda kalan ülkeler arasında ABD, İngiltere, Almanya ve bazı Doğu Avrupa ülkeleri yer aldı. Bu tablo, İsrail'in uluslararası alandaki yalnızlığını derinleştirdiği yorumlarına yol açtı.
Netanyahu konuşmasında, İsrail'in güvenlik endişelerini ve İran'ın nükleer programını vurguladı. İsrail'in bölgede istikrar için mücadele ettiğini savunan Netanyahu, Filistin devleti konusunda herhangi bir taviz sinyali vermedi. Konuşma sırasında salonun büyük bölümünün boş kalması, İsrail'in en yakın müttefiki ABD dahil bazı ülkelerin dahi pozisyonunu sorgulamasına neden oldu.
Orta Doğu Savaşları ve İnsani Kriz
2026 Genel Kurulu'nda Orta Doğu'daki savaşlar ana gündem maddesiydi. Gazze'de devam eden çatışmalar, insani yardım krizinin boyutları ve sivil kayıplar uluslararası toplumun öncelikli endişeleri arasında yer aldı. Birçok ülke temsilcisi, Gazze'ye yönelik ablukanın kaldırılması ve insani yardımların kesintisiz ulaştırılması çağrısında bulundu. Lübnan sınırında Hizbullah ile İsrail arasındaki gerilim de zirvede ele alındı; olası bir geniş çaplı savaşın bölgesel istikrarı tehdit ettiği vurgulandı.
İran'ın bölgedeki etkisi, Yemen'deki Husilerin saldırıları ve Suriye'deki istikrarsızlık da Genel Kurul'da tartışılan konular arasındaydı. ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik hakkını savunurken, diğer yandan insani yardımların artırılması için çağrı yaptı. Ancak Washington'un tutumu, özellikle küresel güney ülkeleri tarafından çifte standart olarak eleştirildi.
BM Genel Sekreteri, konuşmasında acil ateşkes çağrısını yineledi ve iki devletli çözümün tek yol olduğunu belirtti. Ancak İsrail'in bu çağrılara mesafeli duruşu, uluslararası toplumun etkisizliği tartışmalarını beraberinde getirdi. Genel Kurul'da kabul edilen karar tasarıları, İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını içerse de bağlayıcılık taşımıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin BM Genel Kurulu'ndaki salon terk eylemine katılması, Ankara'nın Filistin meselesindeki tutumunu uluslararası platformda bir kez daha teyit etti. Bu adım, Türkiye'nin İslam dünyası ve küresel güney ülkeleriyle ortak hareket etme iradesini gösteriyor. Orta Doğu'daki savaşların sürmesi, Türkiye'nin enerji güvenliği, sınır güvenliği ve ekonomik istikrarı açısından risk oluşturuyor. Özellikle Lübnan ve Suriye'deki gelişmeler, Türkiye'ye yeni göç dalgaları ve güvenlik tehditleri yaratabilir. Ankara'nın diplomatik girişimleri, bölgesel istikrar için kritik önemde.