İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki askeri işgali ve Filistin topraklarındaki sömürgeci genişlemesi, Birleşmiş Milletler (BM) raporlarında ve uluslararası söylemlerde yeterli eleştiriye maruz kalmıyor. Uzmanlara göre, BM'nin kullandığı dil ve sağladığı çerçeve, çoğu zaman İsrail'in fiili durumunu meşrulaştırarak Filistinlileri daha da kırılgan hale getiriyor. Özellikle Gazze'deki "Sarı Hat" ve "Turuncu Hat" gibi bölgesel ayrımlar, uluslararası kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmazken, Batı Şeria'daki benzer uygulamalar görmezden geliniyor. Bu durum, BM'nin Filistin meselesindeki tarafsızlığını sorgulatıyor.
Gelişmenin arka planı: Sömürgeci genişleme ve BM'nin sessizliği
İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarında yürüttüğü yerleşim politikaları, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul ediliyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nin defalarca aldığı kararlara rağmen, İsrail bu genişlemeyi durdurmak bir yana, hızlandırarak devam ettiriyor. Gazze'de 7 Ekim 2023'te başlayan son çatışmalar, İsrail'in orduyu bölgeye yeniden konuşlandırmasına ve "Sarı Hat" ile "Turuncu Hat" olarak adlandırılan tampon bölgeler oluşturmasına yol açtı. Bu hatlar, İsrail'in güvenlik bahanesiyle Filistin topraklarını fiilen ilhak etmesini kolaylaştırıyor.
BM Yakın Doğu Ajansı (UNRWA) ve diğer BM kuruluşları, bu fiili durumu raporlarında sık sık "tartışmalı" veya "ihtilaflı" bölgeler olarak nitelendiriyor. Oysa uluslararası hukuk, bu bölgelerin işgal altındaki Filistin toprakları olduğunu açıkça belirtiyor. Uzmanlar, BM'nin bu dilinin İsrail'in eylemlerini normalleştirdiğini ve Filistinlilerin maruz kaldığı şiddeti görünmez kıldığını söylüyor. Örneğin, Batı Şeria'daki yerleşim yolları ve askeri bölgeler sıklıkla "yeşil hat"ın ötesinde tanımlanırken, aynı hat Gazze'de neredeyse hiç anılmıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Meşruiyet krizi ve iki devletli çözüm
BM'nin anlatısındaki bu çelişki, yalnızca bir dil sorunu değil, aynı zamanda Filistin devletinin kurulmasını engelleyen yapısal bir sorunun parçası. İki devletli çözüm, uluslararası toplumun resmi hedefi olsa da, BM'nin İsrail'i hesap vermeye zorlamadaki başarısızlığı, bu çözümü her geçen gün daha da imkansız hale getiriyor. Bölgedeki Arap ülkeleri, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail'le normalleşme sürecini hızlandırırken, Filistin meselesi giderek arka plana itiliyor.
Küresel ölçekte ise, BM'nin bu tutumu, Batılı ülkelerin İsrail'e verdikleri koşulsuz desteği meşrulaştırıyor. ABD'nin veto gücü sayesinde Güvenlik Konseyi'nde İsrail aleyhine etkili bir karar alınamıyor. Bu da BM'nin Filistin halkına karşı sorumluluğunu yerine getirmediği eleştirilerini güçlendiriyor. Bazı hukukçular, BM Şartı'nın 7. Bölümü kapsamında zorlayıcı tedbirler uygulanabilecekken, bunun yapılmamasının İsrail'e cezasızlık imtiyazı tanıdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak iki devletli çözümü savunmakta ve BM kararlarının uygulanmasını talep etmektedir. Ancak BM'nin İsrail karşısındaki etkisizliği, Türkiye'nin diplomatik girişimlerinin de önünü kesmektedir. Bu durum, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarını zorlaştırmakta, özellikle Katar ve Mısır'la yürütülen arabuluculuk girişimlerinin sonuç almasını engellemektedir. Ayrıca, BM'nin söylemlerindeki bu çifte standart, Türkiye kamuoyunda Batı karşıtı duyguları körüklemekte ve Ankara'nın alternatif uluslararası mekanizmalar arayışını hızlandırmaktadır. Türkiye'nin bu noktada İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi gibi platformlarda daha aktif bir rol oynaması beklenebilir.