Birleşmiş Milletler (BM), yayımladığı yeni bir raporda, dünyanın artık küresel ısınmayı 1,5 santigrat dereceyle sınırlama hedefinin aşılabileceği ‘gerçeğine’ uyum sağlaması gerektiğini bildirdi. Raporda, mevcut iklim politikalarının bu yüzyılın sonuna kadar sıcaklık artışını 2,9 santigrat dereceye getirebileceği uyarısında bulunulurken, bu durumun felaket niteliğinde sonuçlara yol açabileceği vurgulandı. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında hazırlanan rapor, ülkelerin 2030 yılına kadar emisyon azaltım taahhütlerini önemli ölçüde artırmaları gerektiğine işaret etti. İklim aktivistleri ise raporun ‘sert ve net dilinin’ endişe verici olduğunu, ancak hükümetlerin sorumluluktan kaçma çabalarının da bir göstergesi olarak yorumladı.
Raporun ayrıntıları ve taahhütlerin yetersizliği
BM raporu, Paris Anlaşması’na taraf ülkelerin sunduğu Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC) toplam etkisini analiz ediyor. Analize göre, ülkelerin mevcut taahhütleri hayata geçirilse bile, 2030 yılında emisyonların 2019 seviyelerine kıyasla yalnızca yüzde 2 azalması bekleniyor. Oysa BM, bu on yılın sonuna kadar emisyonların en az yüzde 43 oranında düşmesi gerektiğini belirtiyor. Rapor, sera gazı emisyonlarındaki artışın özellikle enerji sektörü, ulaşım ve sanayi kaynaklı olduğunu, mevcut politikaların bu eğilimi tersine çevirmeye yetmediğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, 1,5 derece hedefinin canlı tutulabilmesi için 2025 yılına kadar küresel emisyonların zirve yapması ve ardından hızla düşmesi gerektiğini ifade ediyor.
Raporun yayımlanmasının ardından konuşan BM İklim Değişikliği Sekreteri Simon Stiell, “1,5 derece hedefi hala teknik olarak mümkün, ancak siyasi irade eksikliği bu hedefi her geçen gün daha da zorlaştırıyor” dedi. Stiell, hükümetlere, 2025 yılında Brezilya’nın ev sahipliği yapacağı COP30 öncesinde daha iddialı iklim planları sunmaları çağrısında bulundu.
Küresel ve bölgesel yansımalar
Rapor, iklim değişikliğinin etkilerinin en çok gelişmekte olan ülkelerde hissedildiğine dikkat çekiyor. Özellikle Asya-Pasifik bölgesi, yükselen deniz seviyeleri, aşırı hava olayları ve kuraklık gibi risklerle karşı karşıya. Bölgedeki bazı ülkeler, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırsa da, kömüre bağımlılık devam ediyor. Raporda, Çin ve Hindistan gibi büyük emisyon kaynaklarının yanı sıra, gelişmiş ülkelerin de tarihsel sorumluluğu hatırlatılıyor. Öte yandan iklim finansmanı konusundaki tartışmalar, gelişmekte olan ülkelerin uyum çabaları için gerekli kaynakların sağlanmasında tıkanıklık yaratıyor. BM raporu, bu finansman açığının kapatılmaması halinde, küresel sıcaklık artışının 2 derecenin bile üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, her 0,1 derecelik artışın bile milyonlarca insanı daha fazla risk altına sokacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini Akdeniz havzasında en yoğun hisseden ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. BM’nin bu raporu, Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefini gerçekleştirmesi için daha hızlı ve kapsamlı adımlar atması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle enerji dönüşümü, yenilenebilir kaynaklara geçiş ve enerji verimliliği alanlarındaki politikalar kritik önem taşıyor. Ayrıca Türkiye’nin, iklim finansmanına erişim ve teknoloji transferi konularında uluslararası işbirliğini güçlendirmesi, hem ekonomik hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından fırsat sunuyor. Raporda vurgulanan 1,5 derece eşiğinin aşılması durumunda, Türkiye’de tarım, su kaynakları ve turizm gibi sektörlerin olumsuz etkilenme riski yüksek; bu nedenle uyum politikalarının hayata geçirilmesi bir tercih değil zorunluluk olarak değerlendirilmeli.