Birleşmiş Milletler (BM), işgal altındaki Batı Şeria'da ocak ayından bu yana 1.330 yerleşimci kaynaklı olayın kaydedildiğini duyurdu. Bu olaylar, Filistinli sivillere ve mülklerine yönelik saldırıları, arazi gaspını ve bu tür eylemlerin engellenmesine yönelik operasyonları içeriyor. BM verileri, yerleşimci şiddetinin son yılların en yüksek seviyesine ulaştığını ve uluslararası toplumun İsrail'i bu konuda daha fazla hesap verebilirliğe zorlama çağrılarını artırdığını gösteriyor. Bu gelişme, uluslararası hukukun açık ihlali olarak değerlendiriliyor ve bölgedeki tansiyonun daha da yükselmesine neden oluyor.
Gelişmenin Arka Planı
BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından derlenen verilere göre, 1 Ocak - 31 Mayıs 2024 tarihleri arasında Batı Şeria'da 1.330 yerleşimci kaynaklı olay kaydedildi. Bu sayı, 2023'ün aynı dönemine kıyasla yüzde 30'dan fazla bir artışa işaret ediyor. Olay türleri arasında; Filistinlilere yönelik fiziksel saldırılar, ev ve iş yerlerinin yakılması, zeytin ağaçlarının kesilmesi, hayvanların telef edilmesi ve çiftçilerin arazilerine erişiminin engellenmesi yer alıyor. BM raporları, bu saldırıların çoğunun İsrail askerlerinin gözü önünde veya onların desteğiyle gerçekleştiğini ve faillerin çoğu zaman yargı sürecinden muaf tutulduğunu vurguluyor.
İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikaları, uluslararası toplum tarafından defalarca kınanmış olsa da, mevcut İsrail hükümeti yerleşim faaliyetlerini genişletmeye devam ediyor. Özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in de aralarında bulunduğu aşırı sağcı bakanlar, yerleşim yerlerinin yasal statüsünü güçlendirmeye ve yeni yerleşim birimleri kurmaya yönelik adımları teşvik ediyor. Bu politikalar, Filistin yönetiminin zaten sınırlı olan otoritesini daha da zayıflatıyor ve iki devletli çözüm umutlarını her geçen gün azaltıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki yerleşimci şiddeti, sadece yerel bir insan hakları sorunu değil, aynı zamanda Orta Doğu barış sürecinin önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Bu saldırılar, Filistinlilerin topraklarına el konulması ve yerinden edilmesi anlamına gelirken, bölgede yeni bir şiddet sarmalını tetikleme riski taşıyor. Hamas'ın 7 Ekim saldırıları ve Gazze'deki savaş sonrasında Batı Şeria'da da gerginlikler artmış durumda. Filistinli gruplar, yerleşimci saldırılarına karşı koymak için silahlı direnişi artırabileceklerinin sinyallerini veriyor.
Uluslararası toplum, BM Güvenlik Konseyi'nden Avrupa Birliği'ne kadar İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırıyor, ancak somut yaptırımlar uygulanmıyor. Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'in en yakın müttefiki olarak yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapmakla birlikte, İsrail hükümetine yönelik etkili bir baskı kurmaktan kaçınıyor. Bu durum, uluslararası toplumun Orta Doğu'daki krizlere yönelik iki yüzlü yaklaşımını gözler önüne seriyor ve bölgedeki güvenilirliğini sorgulatıyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı ise konuyu sık sık gündeme getiriyor, ancak bu örgütlerin kararları genellikle sembolik düzeyde kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı bulan ülkelerin başında geliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin'e yönelik insani yardımlarını ve diplomatik girişimlerini haklı çıkarır nitelikte. Türkiye, BM platformlarında ve İslam İşbirliği Teşkilatı'nda bu konuyu gündeme getirerek uluslararası kamuoyunda farkındalık yaratmaya çalışıyor. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son dönemdeki ticari ilişkileri ve enerji işbirliği arayışları, bu eleştirel duruşla zaman zaman çelişebiliyor. Ankara'nın, yerleşimci şiddetinin artması karşısında Filistin yönetimine daha güçlü bir destek vermesi ve İsrail üzerinde baskı kurmak için diplomatik araçlarını daha etkin kullanması bekleniyor.