Birleşmiş Milletler bünyesinde görev yapan bir insan hakları uzmanı, ABD silahlı kuvvetlerinin Karayipler ve Pasifik Okyanusu'nda uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele gerekçesiyle düzenlediği saldırıların "insanlık suçu" teşkil edebileceğini açıkladı. Uzman, son bir yıl içinde 68 ayrı saldırıda 223 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu açıklama, Washington yönetiminin bölgede yürüttüğü askeri operasyonların hukuki meşruiyeti konusunda uluslararası düzeyde ciddi soru işaretleri doğurdu.
Operasyonların Hukuki Boyutu ve Uluslararası Tepkiler
BM uzmanının raporuna göre, ABD güçleri uluslararası sular ve hava sahasında gerçekleştirdiği operasyonlarda, uyuşturucu taşıdığı iddia edilen tekneleri hedef alıyor. Ancak söz konusu saldırıların çoğunda hedef alınan kişilerin silahlı çatışma tarafı olup olmadığı belirsiz. Uluslararası hukuka göre, denizde seyreden bir aracı yalnızca uyuşturucu kaçakçılığı şüphesiyle vurmak, kuvvet kullanımı kurallarını ihlal edebiliyor. Uzman, bu eylemlerin sistematik ve yaygın olması halinde insanlık suçu kapsamında değerlendirilebileceğini vurguladı.
ABD yönetimi ise operasyonların "ulusal güvenlik" ve "uyuşturucuyla mücadele" kapsamında meşru olduğunu savunuyor. Pentagon yetkilileri, hedef alınan teknelerin büyük miktarda uyuşturucu taşıdığını ve bu kişilerin "düşman savaşçı" statüsünde olduğunu öne sürüyor. Ancak bağımsız gözlemciler, saldırılarda ölenlerin kimliklerinin çoğunlukla tespit edilemediğini ve yargısız infaz iddialarının arttığını belirtiyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, konuyla ilgili olarak ABD'den detaylı bilgi talep etti. Uluslararası Af Örgütü ve Human Rights Watch gibi kuruluşlar da saldırıları kınayarak bağımsız soruşturma çağrısı yaptı. Latin Amerika ülkelerinden bazıları, kendi karasularında benzer operasyonların yapılabileceği endişesini dile getirdi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD'nin uyuşturucuyla mücadele kapsamında düzenlediği askeri operasyonlar yeni değil. Soğuk Savaş döneminden bu yana Washington, Latin Amerika'da uyuşturucu kartellerine karşı askeri güç kullanıyor. Ancak son yıllarda operasyonların coğrafyası genişledi; Karayipler'in yanı sıra Doğu Pasifik'te de yoğunlaştı. Bu durum, bölge ülkeleriyle ABD arasında gerilime yol açıyor. Meksika, Kolombiya ve Venezuela gibi ülkeler, egemenliklerinin ihlal edildiğini savunuyor.
Uluslararası hukuk uzmanları, denizde uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelenin genellikle kolluk kuvvetleri eliyle yürütülmesi gerektiğini, askeri güç kullanımının istisnai olması gerektiğini belirtiyor. ABD'nin bu operasyonları "silahlı çatışma" olarak tanımlaması, beraberinde bir dizi hukuki yükümlülük getiriyor: hedef gözetme, orantılılık ve ayrım gözetme ilkeleri. Eğer bu ilkeler ihlal ediliyorsa, sorumlular uluslararası ceza mahkemesinde yargılanabilir.
Öte yandan, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan ABD'nin veto yetkisi, konunun Konsey'e taşınması halinde etkili bir yaptırım çıkmasını zorlaştırıyor. Bu nedenle uluslararası toplumun baskısı sınırlı kalabilir. Ancak kamuoyu baskısı ve insan hakları örgütlerinin kampanyaları, ABD'nin operasyonlarını gözden geçirmesine yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin uyuşturucuyla mücadele adı altında yürüttüğü askeri operasyonların insanlık suçu olarak nitelendirilmesi, küresel düzeyde kuvvet kullanımının sınırları tartışmasını yeniden alevlendiriyor. Türkiye, benzer şekilde sınır ötesi operasyonlarla PKK/KCK ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı mücadele ediyor. Bu haber, Türkiye'nin operasyonlarının meşruiyetini savunurken uluslararası hukuka uygunluk konusunda daha dikkatli olması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, ABD'nin uluslararası hukuku esneten eylemleri, NATO içinde ve ikili ilişkilerde Türkiye'nin elini güçlendirebilir; zira Türkiye, meşru müdafaa hakkını vurgulayarak benzer eleştirilere karşı kendini savunabilir. Ancak Türkiye'nin de insan hakları sicili uluslararası platformlarda sorgulanıyor; bu tür gelişmeler, Ankara'nın pozisyonunu zorlaştırabilir.