Birleşmiş Milletler bu ay yayımladığı iki ayrı raporla, Amerika Birleşik Devletleri'nin iki farklı çatışma sahasında savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediği iddialarını gündeme taşıdı. BM İran İslam Cumhuriyeti Bağımsız Uluslararası Gerçek Araştırma Misyonu, ABD'nin İran'da gerçekleştirdiği askerî operasyonlarda uluslararası hukuku ihlal ettiği sonucuna vardı. Ayrı bir raporda ise ABD'nin Latin Amerika'daki uyuşturucuyla mücadele operasyonlarında sistematik infazlar gerçekleştirdiği belgelendi. Her iki rapor da uluslararası hukuk çerçevesinde ciddi suçlamalar içeriyor.
Raporların Arka Planı ve İçeriği
BM İran Misyonu'nun raporu, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve askerî tehditleriyle ilgili kapsamlı bir incelemeyi içeriyor. Misyon, ABD'nin 2018'de Tek Taraflı Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) çekilmesinin ardından uyguladığı yaptırımların İran halkı üzerinde yarattığı insani krizi de mercek altına aldı. Raporda, ABD'nin İran'daki okul ve hastane gibi sivil altyapıya yönelik saldırıları veya bu tür saldırılara göz yumması sonucu çocuk ölümlerinin yaşandığı vurgulanıyor. Misyon, bu eylemlerin Cenevre Sözleşmeleri ve Roma Statüsü kapsamında savaş suçu teşkil edebileceğini belirtiyor.
İkinci rapor ise ABD'nin Latin Amerika'da yürüttüğü uyuşturucuyla mücadele operasyonlarına odaklanıyor. Özellikle Kolombiya, Meksika ve Orta Amerika'da ABD destekli operasyonlarda "narko infazlar" olarak adlandırılan yargısız infazların sistematik hale geldiği ifade ediliyor. BM raporu, bu operasyonlarda sivil kayıpların ve insan hakları ihlallerinin belgelendiğini, bazı vakalarda ABD askerî personelinin doğrudan rol aldığını ortaya koyuyor. Her iki rapor da ABD'nin uluslararası hukuku ihlal ettiği yönünde güçlü kanıtlar sunuyor ancak ABD yönetimi henüz resmî bir yanıt vermedi.
Uluslararası Hukuk ve Sorumluluk Meselesi
BM raporları, uluslararası hukukta bireysel cezai sorumluluk ve devlet sorumluluğu açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) yargı yetkisine giren suçlar arasında yer alıyor. Ancak ABD, UCM'ye taraf olmadığı gibi, mahkemenin yargı yetkisini de tanımıyor. Bu durum, raporların hukuki bağlayıcılığını sınırlasa da, uluslararası kamuoyu ve insan hakları örgütleri nezdinde ABD'nin meşruiyetini zayıflatabilir. Raporlar ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'ne taşınarak yaptırım veya soruşturma taleplerine dönüşebilir; ancak ABD'nin veto hakkı bu ihtimali zayıflatıyor.
Uzmanlar, bu tür raporların uzun vadede uluslararası normların şekillenmesinde etkili olabileceğini, ancak kısa vadede somut yaptırım getirmesinin zor olduğunu belirtiyor. Yine de raporlar, ABD'nin küresel imajına zarar vererek müttefikleri nezdinde de sorgulanmasına yol açabilir. Özellikle Avrupa ülkeleri ve insan hakları savunucuları, raporları dikkatle izliyor. BM İran Misyonu'nun bulguları, Tahran'ın elini güçlendirirken, Latin Amerika raporu bölgedeki sol hükümetlerin ABD karşıtı söylemini besleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM'nin ABD'ye yönelik savaş suçu raporları, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve insan hakları alanındaki tutumunu yakından ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda BM çatısı altında uluslararası hukukun üstünlüğünü savunan açıklamalar yapıyor ve özellikle İsrail'e karşı benzer suçlamaları destekliyor. ABD'nin İran ve Latin Amerika'daki eylemlerine dair bu raporlar, Ankara'nın "daha adil bir dünya" söylemini güçlendirebilir. Ayrıca Türkiye, ABD ile yaşadığı Suriye ve YPG kaynaklı gerilimde, bu raporları dolaylı bir koz olarak kullanabilir. Ancak NATO müttefiki ABD'ye karşı doğrudan bir suçlama yöneltmekten kaçınması beklenir. Raporlar, Türkiye'nin Ortadoğu ve Latin Amerika'daki diplomatik açılımlarında referans noktası olabilir.