Birleşmiş Milletler, dünyanın en kronik şekilde fonlanmayan 12 insani krizine toplam 160 milyon dolar tahsis ettiğini açıkladı. Fonun Afrika, Asya, Latin Amerika ve Orta Doğu'da hayat kurtarıcı yardımlara kanalize edileceği belirtildi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi tarafından yönetilen Merkezi Acil Müdahale Fonu kapsamındaki bu tahsis, küresel insani yardım bütçelerinin rekor düzeyde baskı altında olduğu bir dönemde geldi.
İnsani yardım sisteminde finansman krizi derinleşiyor
BM yetkilileri, ayrılan 160 milyon doların ihtiyaçların yalnızca küçük bir bölümünü karşıladığını, ancak söz konusu krizlerin uluslararası gündemin dışında kalması nedeniyle bu kaynağın kritik önem taşıdığını vurguluyor. Merkezi Acil Müdahale Fonu, 2006 yılında kurulmasından bu yana yetersiz fonlanan acil durumlara hızlı ve esnek kaynak aktarımı sağlamak amacıyla kullanılıyor. Fonun temel işlevi, bağışçı ülkelerin ilgisini çekmeyen ama insani ihtiyaçların en ağır yaşandığı bölgelerde operasyonların tamamen durmasını engellemek.
Küresel insani yardım tablosu son yıllarda ciddi biçimde bozuldu. Ukrayna ve Gazze gibi yüksek profilli krizlerin uluslararası bağışçıların dikkatini ve kaynaklarını büyük ölçüde emmesi, Sahra altı Afrika, Latin Amerika ve Asya'nın bazı bölgelerindeki uzun süreli krizlerin gölgede kalmasına yol açtı. Buna ek olarak, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere büyük bağışçıların insani yardım bütçelerinde kesintiye gitmesi, BM kuruluşlarının 2024-2025 döneminde operasyonlarını küçültmesine neden oldu. Dünya Gıda Programı, UNICEF ve UNHCR gibi kuruluşlar, fon açığını kapatmak için personel ve program kesintilerine gitmek zorunda kaldı.
Fonun coğrafi dağılımı, dünyanın ihmal edilen kriz coğrafyasını da gözler önüne seriyor. Afrika'da Sahel kuşağı, Sudan ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti; Asya'da Afganistan ve Myanmar; Latin Amerika'da Venezuela kaynaklı göç krizi ve Haiti; Orta Doğu'da ise Yemen ve Suriye ile Filistin topraklarındaki insani ihtiyaçlar öne çıkan başlıklar arasında. Bu bölgelerin ortak özelliği, krizlerin yıllardır sürmesi ve siyasi çözümsüzlük nedeniyle insani ihtiyaçların kronikleşmesi.
Bölgesel ve küresel boyut: Kimse sahiplenmiyor
İnsani yardım uzmanları, Merkezi Acil Müdahale Fonu'nun işlevini 'ihanete uğrayan krizlere can suyu' olarak tanımlıyor. Ancak uzmanlar, bu tür fonların yapısal sorunu çözmediğini, sadece en kötü senaryoları geciktirdiğini belirtiyor. 160 milyon dolar, 12 kriz bölgesindeki yüz milyonlarca insanın ihtiyacı düşünüldüğünde sembolik kalıyor. BM verilerine göre 2025 yılı için küresel insani yardım çağrısının toplam büyüklüğü 50 milyar doları aşıyor; ancak bunun yalnızca üçte biri finanse edilebilmiş durumda.
Fonun en kritik özelliği, kaynakların hızlı ve bürokratik engellere takılmadan sahaya ulaşmasını sağlaması. Bağışçı ülkelerin belirli bir krize özel fon ayırmadığı durumlarda, BM kuruluşları bu merkezi fondan doğrudan kaynak kullanabiliyor. Bu esneklik, özellikle ani yer değiştirmeler, salgın hastalıklar ve gıda güvenliği krizlerinde hayat kurtarıcı olabiliyor. Ancak fonun toplam büyüklüğü yıllık 1 milyar dolar civarında seyrediyor ve bu tutar, küresel insani ihtiyaçların yanında giderek daha yetersiz kalıyor.
Bu tahsisin zamanlaması da ayrıca anlam taşıyor. Bir yandan iklim değişikliğinin tetiklediği kuraklık ve sel felaketleri, diğer yandan jeopolitik gerilimlerin yol açtığı yerinden edilmeler, insani ihtiyaçları her geçen yıl artırıyor. Uzmanlar, mevcut finansman modelinin sürdürülemez olduğu uyarısını yapıyor ve insani yardımın ulusal güvenlik ve dış politika öncelikleriyle daha fazla iç içe geçtiği bir dönemde, bağımsız ve tarafsız insani erişimin nasıl korunacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda dünyanın en fazla insani yardım yapan ülkelerinden biri olarak bu tartışmanın doğrudan tarafı. Suriye, Yemen, Filistin ve Afrika'daki krizlere yönelik yardımlarıyla öne çıkan Ankara, BM fonlarının kısıtlı kaldığı alanlarda kendi insani diplomasisini güçlendirme imkânı buluyor. 160 milyon dolarlık tahsisin büyük bölümünün Orta Doğu dışındaki krizlere yönelmesi, Türkiye'nin özellikle Gazze ve Suriye'deki insani yükünü hafifletmiyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel istikrar için üstlendiği insani sorumluluğun arttığını ve uluslararası fon mekanizmalarının yeniden yapılandırılması gerektiğini gösteriyor.