ABD Başkanı Donald Trump'ın İran politikası, analistlere göre bir kısır döngüye dönüşmüş durumda. Sürekli tekrarlanan sert söylemler ve ardından gelen geri adımlar, Beyaz Saray'ın Tahran karşısında etkisiz kaldığını gösteriyor. Uzmanlar, Trump'ın İran'a yönelik derin bir cehalet içinde olduğunu ve bu durumun boş tehditlerle dolu bir döngü yarattığını ifade ediyor. Bu tablo, başkanın kendi 'Groundhog Day' filmini yaşadığını ortaya koyuyor.
Tehdit ve Geri Adım Döngüsü
Trump'ın İran konusundaki tutumu, son haftalarda belirgin bir örüntü sergiliyor. Önce sosyal medya üzerinden yaptığı sert açıklamalarla İran'ı topyekün bir saldırıyla tehdit ediyor, ardından kısa süre içinde bu söylemlerinden geri adım atarak diyalog çağrısında bulunuyor. Bu tutarsızlık, hem müttefikler hem de bölge ülkeleri arasında güven bunalımına yol açıyor. New York merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu analistlerinden Ali Vaez, 'Trump'ın stratejisi bir blöften ibaret; bu, ABD'nin caydırıcılık gücünü zayıflatıyor ve bölgede istikrarsızlığı artırıyor' değerlendirmesinde bulunuyor.
Geçtiğimiz hafta yaşanan gerilim, Trump'ın İran'a yönelik 'büyük bir saldırı' sinyali vermesiyle başladı. Ancak kısa süre sonra Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, hedef alınacak noktaların yalnızca radar ve füze sistemleri olduğu, sivil kayıpların önlenmek istendiği belirtildi. Bu açıklama, Trump'ın başlangıçtaki sert söylemlerinden belirgin bir sapma olarak yorumlandı. Uzmanlar, bu durumun ABD'nin İran'a yönelik politikasında net bir stratejinin olmadığını gösterdiğini savunuyor.
Trump'ın düşmanını tanımadığına dair eleştiriler, yalnızca İran'la sınırlı değil. Kuzey Kore, Venezuela ve Afganistan konularında da benzer bir cehaletin sergilendiği belirtiliyor. Ancak İran, nükleer programı ve bölgesel gücü nedeniyle daha kritik bir sınav niteliği taşıyor. Eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Richard Nephew, 'Trump, İran'ın siyasi yapısını ve karar alma mekanizmalarını anlamadan hareket ediyor. Bu da sadece gerilimi artırıyor ve çözümü zorlaştırıyor' diyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, yalnızca iki ülkeyi ilgilendirmiyor. Basra Körfezi'ndeki güvenlik, küresel enerji piyasaları ve uluslararası ticaret doğrudan bu gerilimden etkileniyor. Son dönemde Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gerginlikler, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı. Uzmanlar, Trump'ın öngörülemez politikalarının, Çin ve Rusya gibi rakiplerine bölgede daha fazla manevra alanı yarattığını da vurguluyor.
İran'ın yakın müttefiki Rusya, ABD'nin tehditlerine karşı Tahran'a destek mesajları verirken, Çin de İran'dan ham petrol alımını artırarak bölgedeki nüfuzunu genişletiyor. Bu durum, ABD'nin geleneksel ortakları olan Suudi Arabistan ve İsrail'i endişelendiriyor. Suudi Arabistan, ABD'nin bölgeden çekilmesi durumunda kendi güvenliğini sağlamak için alternatif arayışlara girmiş durumda. Öte yandan İsrail, İran'ın nükleer programı konusunda ABD'den daha somut adımlar bekliyor.
Trump'ın 'Groundhog Day' benzetmesi, aslında ABD dış politikasında giderek artan bir öngörülemezlik ve stratejik belirsizliği simgeliyor. Her yeni kriz, aynı senaryonun tekrarı gibi başlıyor ve çözümsüz bir noktada sona eriyor. Bu döngü, uluslararası toplumun ABD'ye olan güvenini de aşındırıyor. Avrupa Birliği, İran nükleer anlaşmasına (JCPOA) bağlılığını yinelerken, ABD'nin bu anlaşmadan çekilmesinin bölgesel güvenlik mimarisini olumsuz etkilediği değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi milyarlarca doları buluyor. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta farklı saflarda yer alan Ankara ve Tahran, bölgesel krizlerde iş birliği yapmak zorunda kalıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara ve sert tutuma karşı çekimser bir tavır sergilemesi bekleniyor. Ancak Ankara, NATO müttefiki olarak ABD'nin bölgede istikrarı bozacak politikalarından da endişe duyuyor. Türkiye'nin, bu gerilimde hem İran'la diyaloğunu sürdürmesi hem de Batı ittifakı içindeki konumunu koruması gerektiği değerlendiriliyor.