Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, Orta Doğu barış sürecindeki özel elçilik döneminde Filistin Yönetimi'nden (PA) ders kitaplarından 'Filistin' ifadesini çıkarmasını istediği ileri sürüldü. Bu iddia, eski İngiltere'nin Filistin toprakları temsilcisi Sir Vincent Fean tarafından Middle East Eye'a yapılan açıklamalarda dile getirildi. Fean, Blair'in 2007-2015 yılları arasında Orta Doğu Dörtlüsü özel temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde bu talebi ilettiğini belirtti. İddiaya göre Blair, Filistin eğitim müfredatında yapılan değişikliklerin İsrail ile barış sürecini olumsuz etkileyeceğini düşünüyordu.
Gelişmenin Arka Planı
Sir Vincent Fean, 2010-2014 yılları arasında İngiltere'nin Kudüs Başkonsolosu ve Filistin toprakları temsilcisi olarak görev yaptı. Fean, Middle East Eye'a verdiği röportajda, Tony Blair'in Filistin Yönetimi'ne yönelik ders kitapları konusundaki taleplerini doğrudan aktardı. Fean, "Başbakan Blair, Başbakan Salyam'a (Selam Feyyad) gidip 'Ders kitaplarınızda Filistin kelimesini kullanmayı bırakın' dedi. Bu, barış sürecine yardımcı olmazdı çünkü İsrail tarafında olumsuz tepkilere yol açardı" şeklinde konuştu.
Blair'in bu talebi, o dönemde Filistin eğitim sisteminde yapılan reformlar sırasında gündeme geldi. Filistin Yönetimi, 1994 yılından bu yana ders kitaplarını güncelleme çalışmaları yürütüyordu. Ancak İsrail ve uluslararası toplumun bazı kesimleri, bu kitapların İsrail'e karşı nefreti körüklediğini ve barışı teşvik etmediğini sık sık dile getiriyordu. Blair'in talebi, bu tartışmaların ortasında geldi.
Fean'ın açıklamalarına göre, Filistin Yönetimi yetkilileri bu talebe karşı çıktı. Dönemin Filistin Başbakanı Selam Feyyad, eğitim müfredatının Filistin halkının kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu savundu ve Blair'in bu önerisini reddetti. Feyyad, daha sonraki süreçte istifa etti ancak bu istifanın Blair'in talebiyle ilgisi olup olmadığı bilinmiyor.
Tony Blair'in ofisi ise bu iddialara yanıt vermedi. Ancak Blair'in yakın çevresinden bazı isimler, onun Orta Doğu barış sürecinde iki devletli çözümü desteklediğini ve eğitim müfredatının bu bağlamda ele alınması gerektiğini savundu. Blair, 2015 yılında özel temsilcilik görevinden ayrıldıktan sonra Orta Doğu'da ticari faaliyetlerine odaklandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu iddialar, Filistin-İsrail çatışmasında eğitimin rolü konusunda uzun süredir devam eden tartışmaları yeniden alevlendirdi. İsrail hükümeti ve bazı uluslararası kuruluşlar, Filistin ders kitaplarını şiddeti teşvik etmekle ve İsrail'in varlığını tanımamakla suçluyor. Filistin tarafı ise bu suçlamaları reddediyor ve müfredatın işgal altındaki topraklarda yaşayan halkın haklarını yansıttığını savunuyor.
Öte yandan, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) tarafından finanse edilen okullarda okuyan Filistinli öğrencilerin ders kitapları da benzer tartışmalara konu oluyor. İsrail, UNRWA müfredatını da hedef alıyor ve reform çağrılarında bulunuyor. Bu bağlamda, Blair'in talebi, uluslararası toplumun Filistin eğitimine yönelik baskılarının bir parçası olarak görülüyor.
Filistinli eğitimciler ve tarihçiler ise ders kitaplarının Filistin kimliğinin korunması açısından hayati öneme sahip olduğunu belirtiyor. Kudüs merkezli bir araştırmacı olan Dr. Sami Adwan, "Filistin halkının kimliği, tarihi ve kültürü bu kitaplarda yaşıyor. Bunları değiştirmek, gelecek nesillerin geçmişini silmek anlamına gelir" diyor. Bu görüş, Filistin toplumunda geniş bir kabul görüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haber, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli bir bağlam sunuyor. Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır desteklemekte ve Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olduğu iki devletli çözümü savunmaktadır. Filistin eğitim müfredatına yönelik dış müdahaleler, Türkiye'nin de dahil olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar tarafından Filistin halkının egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendirilmektedir. Türk hükümeti, benzer baskı girişimlerine karşı Filistin'in yanında durmuş ve Filistin Yönetimi'nin eğitim politikalarını desteklediğini açıklamıştır. Bu olay, Türkiye'nin bölgedeki insani ve siyasi desteğinin arka planındaki temel gerilimleri göstermesi açısından dikkat çekicidir.