Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te bu hafta düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi, Çin ve Rusya'nın çok kutuplu bir dünya düzeni vizyonunu sahnelemek için bir platform haline gelirken, ABD'nin bölgeye gönderdiği özel elçiler, aynı kentte Orta Asya ülkelerinin liderleriyle bir dizi ikili görüşme gerçekleştirerek Washington'un bu hamlesini gölgede bırakmaya çalıştı. ABD'nin bu manevrası, Orta Asya'da nüfuz mücadelesinin yeni bir boyut kazandığını gösteriyor; zira ABD, Çin ve Rusya'nın geleneksel olarak etkin olduğu bu bölgede varlığını artırma çabasında.
ŞİÖ Zirvesi: Çin-Rusya Ekseninin Mesajı
ŞİÖ zirvesi, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de katılımıyla Bişkek'te büyük bir diplomasi vitrinine dönüştü. İki lider, batı merkezli uluslararası sisteme alternatif olarak sundukları çok kutuplu dünya düzeninde işbirliğini güçlendirme çağrısında bulundu. Zirvede, örgütün genişlemesi, güvenlik işbirliği ve ekonomik bağlantısallık projeleri masaya yatırıldı. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi'ni (BRI) Orta Asya'da daha da derinleştirmeyi hedeflerken, Rusya ise bölgedeki askeri ve siyasi etkisini korumaya çalışıyor. Bu atmosferde, ABD'nin Bişkek'te ayrı bir diplomasi trafiği yürütmesi, iki süper gücün Orta Asya'daki rekabetinin altını çiziyor.
ABD'nin Kıdemli Güney ve Orta Asya Direktörü John Smith ile bölge ülkelerine özel temsilci olarak atanan isimler, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Tacikistan cumhurbaşkanlarıyla ayrı ayrı bir araya geldi. Her ne kadar toplantıların içeriği kamuoyuna yansımasa da, diplomasi kaynakları, görüşmelerin ana gündeminin güvenlik işbirliği ve ekonomik yatırımlar olduğunu belirtiyor. ABD'nin, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarının ardından Orta Asya ülkelerinin Moskova'ya olan bağımlılığını sorgulamaya başladığı bir dönemde bu görüşmeler, Washington'un bölgeye açılımının bir parçası olarak yorumlanıyor.
ABD'nin Orta Asya Stratejisi: Rekabetin Yeni Boyutu
ABD'nin bu girişimi, Orta Asya'ya yönelik uzun vadeli stratejisi çerçevesinde değerlendiriliyor. 2020 yılında yayınlanan ABD Orta Asya Stratejisi, bölge ülkelerinin bağımsızlığını ve egemenliğini desteklemeyi, güvenlik işbirliğini geliştirmeyi ve ekonomik bağları güçlendirmeyi öngörüyor. Ancak bu strateji, Çin'in bölgeye yönelik devasa altyapı yatırımları ve Rusya'nın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) gibi mekanizmalarla askeri varlığı karşısında sınırlı bir ilerleme kaydetmişti. Bişkek'teki bu elçilik düzeyindeki görüşmeler, ABD'nin bölgedeki diplomatik varlığını artırma kararlılığını gösteriyor. Özellikle ABD, bazı Orta Asya ülkelerinin batı yaptırımlarına katılmaması ve Rusya ile ticari ilişkilerini sürdürmesinden rahatsızlık duyuyor; bu nedenle bölge ülkelerini Moskova'nın etkisinden çıkarmaya yönelik adımlar atıyor.
Uzmanlar, ABD'nin bu hamlesinin, Orta Asya'nın jeopolitik öneminin artmasıyla ilişkili olduğunu belirtiyor. Afganistan'dan çekilmenin ardından bölgede oluşan güç boşluğu, ABD'yi yeni stratejik ortaklıklar aramaya itiyor. Ayrıca, Çin-Rusya yakınlaşmasının Batı için oluşturduğu tehdidi dengelemek amacıyla ABD, Orta Asya'yı bu ittifaka karşı bir tampon bölge olarak konumlandırmaya çalışıyor. Bu bağlamda, Bişkek'teki gösterişli elçilik görüşmeleri, ABD'nin bölgeye verdiği önemin somut bir göstergesi olarak kaydediliyor. Ancak Orta Asya ülkelerinin, güçlü komşuları Çin ve Rusya ile olan ekonomik ve güvenlik bağlarını göz ardı ederek ABD'ye yönelmesi beklenmiyor; bu ülkeler çok yönlü bir dış politika izleme eğilimindeler.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Asya ile kurduğu tarihi ve kültürel bağlar ışığında önem taşıyor. Türkiye, bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetleriyle yakın ilişkiler geliştirmiş; enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında işbirliğini derinleştirmiştir. ABD, Çin ve Rusya arasındaki bu rekabet, Türkiye'ye bölgede daha aktif bir rol oynama fırsatı sunabilir. Türkiye, Orta Asya'da dengeleri gözeterek hem Batı ile ittifakını sürdürebilir hem de bölge ülkeleriyle ekonomik işbirliğini artırabilir. Ancak Türkiye'nin, bu rekabet ortamında Rusya ile olan hassas ilişkilerini de göz önünde bulundurması gerekiyor. Türkiye, Orta Asya'da istikrarın korunmasına katkı sağlayacak projelerde yer alarak, bu jeopolitik rekabetten kazanımla çıkabilir.