Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasının üzerinden yıllar geçerken, Brexit sonrası dönemin en önemli siyasi figürlerinden biri olarak öne çıkan Andy Burnham'ın yükselişi, Birleşik Krallık'ın gelecekte AB'ye olası dönüşüne dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Ancak Avrupa uzmanı Mujtaba Rahman, bu tartışmaların günümüz gerçekliklerinden koptuğunu ve doğru soruların sorulmadığını belirtiyor. Rahman'a göre, Birleşik Krallık'ın 2016 referandumu öncesinde tanıdığı Avrupa Birliği artık mevcut değil; AB, jeopolitik, ekonomik ve kurumsal olarak köklü bir dönüşüm geçirdi. Ayrıca, Keir Starmer'ın başbakanlık döneminin sona yaklaşması ve Burnham'ın onun halefi olarak hazırlanması, Brexit sonrası ilişkilerin yeniden tanımlanmasını gündeme taşıyor. Fakat Rahman, mevcut AB ile birleşme hayallerinin değil, yeni bir ortaklık modelinin tartışılması gerektiğini vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Brexit Sonrası Değişen Dinamikler
2016 referandumu ve 2020'deki resmi ayrılışın ardından, Birleşik Krallık'ın AB ile ilişkileri büyük ölçüde Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA) çerçevesinde şekillendi. Ancak bu anlaşma, özellikle hizmet ticareti, güvenlik işbirliği ve düzenleyici uyum konularında sınırlı kaldı. Pandemi, Ukrayna savaşı ve enerji krizi gibi küresel olaylar, hem AB'yi hem de Birleşik Krallık'ı dönüştürdü. AB, ortak borçlanma ve savunma hamleleriyle daha entegre bir yapıya evrilirken, Birleşik Krallık da küresel bir aktör olarak yeni ticaret anlaşmalarına yöneldi.
Andy Burnham, Manchester Belediye Başkanı olarak gösterdiği başarılı yönetimle İşçi Partisi içinde popüler bir figür haline geldi. Burnham, Brexit karşıtı duruşu ve Avrupa ile yakın işbirliği çağrılarıyla öne çıkıyor. Ancak Rahman, Burnham'ın pozisyonunun bile 2016'dan bu yana değiştiğine dikkat çekiyor: Artık AB'ye tam üyelikten ziyade, yeniden müzakere edilmiş bir ortaklık veya 'Norveç modeli' gibi alternatifler konuşuluyor. Bununla birlikte, AB üyesi ülkelerin Birleşik Krallık'ın yeniden katılımına sıcak bakmadığı ve mevcut kuralların esnetilmesine yanaşmadığı biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni AB ve UK'nin Konumu
Rahman'ın analizine göre, Birleşik Krallık'ın terk ettiği AB artık yok. Yeni AB, daha merkezi bir maliye politikası, ortak savunma girişimleri ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda derinleşmiş bir birlik olarak karşımızda. Bu durum, Birleşik Krallık'ın eski üyelik koşullarına dönmesini neredeyse imkansız kılıyor. Ayrıca, AB içinde güç dengesi de değişti: Fransa ve Almanya'nın liderliği sorgulanırken, Polonya gibi ülkeler daha belirleyici hale geldi.
Küresel ölçekte, Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılması, hem Avrupa kıtasında hem de dünya genelinde güç boşlukları yarattı. AB, Birleşik Krallık'ın imkanlarını kaybederken, Birleşik Krallık da AB pazarına erişimini kısmen yitirdi. Şimdi ise, Starmer'ın halefi Burnham, belki de yeni bir anlaşma için zemin yokluyor. Ancak AB'nin gündemi, genişleme ve derinleşme arasında gidip gelirken, Birleşik Krallık'ın talepleri öncelik sırasında alt sıralarda yer alıyor. Analistler, Birleşik Krallık'ın AB ile ilişkisini yeniden tanımlamak için sadece siyasi iradenin değil, aynı zamanda AB'nin de yapısal dönüşümünü anlaması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından iki yönlü bir anlam taşıyor. Birincisi, AB'nin derinleşme ve genişleme süreçleri arasında sıkışmış durumu, Türkiye'nin üyelik müzakerelerindeki tıkanıklığı daha da belirginleştirebilir. AB, yeni üyeler almak yerine mevcut yapısını güçlendirmeye odaklanırsa, Türkiye için üyelik perspektifi uzaklaşabilir. İkincisi, Birleşik Krallık'ın AB ile alternatif bir ortaklık modeli geliştirmesi, Türkiye için de örnek teşkil edebilir. Ancak Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi veya vize serbestisi gibi somut adımlar atması, bu yeni dönemde daha da önem kazanıyor. Ayrıca, Birleşik Krallık ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, Brexit sonrası imzalanan anlaşmalarla şekillenirken, Burnham'ın olası başbakanlığı döneminde bu ilişkilerin nasıl etkileneceği de yakından takip edilmeli.