Birleşik Krallık hükümeti ve polis yetkilileri, ülkede görev yapan ABD askeri personelinin ciddi suçlarla itham edilmesi durumunda davaların ABD askeri mahkemelerine devredilmesi uygulamasını mercek altına aldı. The Guardian'ın ortaya çıkardığı belgelere göre, bu uygulama Birleşik Krallık yasalarının askıya alınması anlamına geliyor ve kamuoyunda büyük tepki çekiyor. Bakanlar ve polis şefleri, sürecin yeniden değerlendirilmesi için görüşmelere başladı.
Uygulamanın arka planı
Birleşik Krallık'ta konuşlu ABD askeri personeli, 1951 tarihli Ziyaret Kuvvetleri Yasası (Visiting Forces Act) kapsamında belirli koşullarda kendi askeri mahkemelerinde yargılanabiliyor. Bu yasa, müttefik ülke kuvvetlerinin birbirlerinin topraklarındaki varlığını kolaylaştırmak amacıyla oluşturulmuştu. Ancak, uygulamanın sınırları son yıllarda tartışma konusu oldu. Özellikle, ciddi suçların (cinayet, cinsel saldırı, çocuk istismarı) ABD askeri mahkemelerinde yargılanması, Birleşik Krallık adalet sisteminin göz ardı edilmesi olarak yorumlanıyor.
Guardian'ın ulaştığı resmi yazışmalar, Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın bu uygulamanın yarattığı hukuki belirsizliği ve mağdur haklarına etkisini tartıştığını gösteriyor. Uzmanlar, ABD askeri mahkemelerinin Birleşik Krallık mahkemelerine kıyasla daha az şeffaf olduğunu ve mağdurların tatmin edici adalet alamadığını dile getiriyor. Ayrıca, ABD askeri personelinin görev süreleri boyunca ülkeyi terk etme olasılığı, soruşturma ve yargılama süreçlerini olumsuz etkiliyor.
Polis şefleri, özellikle cinsel saldırı ve aile içi şiddet vakalarının yerel makamlara bildirilmemesinden endişe duyuyor. Birleşik Krallık'ta bu tür suçlarla mücadele için özel birimler bulunuyor, ancak ABD askeri personeli söz konusu olduğunda davalar genellikle askeri mahkemelere havale ediliyor. Bu durum, mağdurların adalet arayışını zorlaştırıyor ve iki ülke arasındaki hukuki ilişkilerde gerginlik yaratıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, yalnızca Birleşik Krallık'ı ilgilendirmiyor; ABD askerlerinin konuşlu olduğu Almanya, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerde de benzer tartışmalar yaşanıyor. Özellikle Japonya ve Güney Kore'de ABD askeri personelinin karıştığı suçlar, zaman zaman büyük protestolara yol açıyor. Japonya'da 1995 yılında bir ABD askerinin 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunması, Okinawa halkının yoğun tepkisiyle sonuçlanmıştı. Bu tür vakalar, ABD askeri üslerinin bulunduğu ülkelerde hukukun üstünlüğü ve egemenlik hakları konusundaki hassasiyeti artırıyor.
Birleşik Krallık'ın bu konudaki incelemesi, uluslararası hukukta emsal teşkil edebilir. Diğer ülkeler, Birleşik Krallık'ın alacağı kararı yakından izliyor. Eğer Birleşik Krallık, ABD askeri personelinin yargılanmasında daha fazla yetki talep ederse, bu durum ABD'nin küresel askeri varlığının hukuki temellerini etkileyebilir. ABD hükümeti, askeri personelinin yabancı mahkemelerde yargılanmasına genellikle sıcak bakmıyor, bu da ikili ilişkilerde yeni bir gerilim alanı oluşturabilir.
Öte yandan, Birleşik Krallık'ta yaşayan ABD vatandaşları da dahil olmak üzere bazı kesimler, mevcut uygulamanın iki ülke arasındaki özel ilişkiyi yansıttığını savunuyor. Ancak, hukuk uzmanları, bu tür ayrıcalıkların yalnızca diplomatik temsilciler için geçerli olması gerektiğini, askeri personelin ise görevli oldukları ülkenin yasalarına tabi olması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO üyesi olarak benzer ikili anlaşmalara sahip olmakla birlikte, Türk askeri mahkemelerinin yetki alanı konusunda bazı farklılıklar bulunuyor. Türkiye'nin ABD ile yaptığı anlaşmalar, ciddi suçlarda Türk mahkemelerinin yetkisini öngörüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin kendi askeri varlığını konuşlandırdığı ülkelerdeki hukuki durumu için bir karşılaştırma örneği oluşturabilir. Ayrıca, ABD'nin askeri personelini yargılama konusundaki ısrarcı tutumu, Türkiye'nin F-16 müttefiklik ilişkileri gibi konularda yaşadığı güven bunalımıyla birleşince, NATO içindeki hukuki eşitsizliklerin sorgulanmasına yol açabilir. Ancak, Türkiye'nin bu konudaki resmi bir açıklaması bulunmuyor; yalnızca uluslararası hukuk normları çerçevesinde değerlendirme yapılabiliyor.