ABD'nin önde gelen üniversitelerinden birinde görev yapan siyahi bir profesör, kaleme aldığı itiraf yazısıyla akademik dünyanın 'kabul edilemez ikiyüzlülüğünü' gözler önüne serdi. Profesör, sırf ten rengi nedeniyle ‘itibari’ (token) bir figür olarak atandığını, kurumların çeşitlilik (diversity) söylemlerinin ise samimiyetten uzak olduğunu iddia etti. İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan profesör, seçkin akademi çevrelerindeki bu durumun, aslında sistemik ırkçılığın daha derin bir tezahürü olduğunu savunuyor.
Akademik Dünyada Görünürlük: Sembolik Temsil mi, Gerçek Dahil Etme mi?
Profesörün itirafları, Amerikan yükseköğretim kurumlarında uzun süredir tartışılan bir konuyu yeniden gündeme taşıdı: Azınlık gruplarına yönelik 'tokenizm' (sembolik temsil) politikaları. Söz konusu profesör, üniversite yönetimlerinin çeşitlilik hedeflerini tutturma baskısı altında, azınlık kökenli akademisyenleri genellikle vitrin süsü olarak işe aldığını, ancak karar alma mekanizmalarına gerçek anlamda dahil etmediğini belirtti. Yazısında, “Benim varlığım, kurumun ilerici olduğunu gösteren bir rozet gibi kullanılıyor; ancak sesim, politikalar ve müfredat üzerinde hiçbir zaman etkili olamıyor” ifadelerine yer verdi.
Bu durum, yalnızca bireysel bir memnuniyetsizlikten ibaret değil. Akademisyenler, azınlık kökenli öğretim üyelerinin görev süresi (tenure) alımında, terfi süreçlerinde ve araştırma desteklerinde sistematik engellerle karşılaştığını; bunun da camiada 'cam tavan' etkisi yarattığını vurguluyor. Özellikle sosyal bilimler alanında yapılan araştırmalar, siyahi ve Latin kökenli akademisyenlerin, beyaz meslektaşlarına kıyasla çok daha fazla idari görev ve öğrenci danışmanlığıyla yüklendiğini; bu durumun ise akademik üretkenliklerini olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor.
Küresel Boyut: Batı Üniversitelerinde Çeşitlilik Krizleri
Bu itiraf, yalnızca ABD ile sınırlı değil; küresel ölçekte Batı üniversitelerinde benzer tartışmalar yaşanıyor. İngiltere'deki Russell Group üniversiteleri, Avrupa'daki seçkin yükseköğretim kurumları ve hatta Türkiye'deki bazı vakıf üniversiteleri de çeşitlilik ve kapsayıcılık politikalarının uygulanışında benzer eleştirilerin hedefi oluyor. Özellikle 2020'de George Floyd'un öldürülmesinin ardından ivme kazanan 'Black Lives Matter' hareketi, akademik kurumları daha fazla taahhütte bulunmaya zorladı; ancak eleştirmenler, bu taahhütlerin çoğunun kağıt üzerinde kaldığını, kurumsal yapıların köklü bir dönüşümden geçirilmediğini savunuyor.
Uzmanlar, tokenist yaklaşımların aslında ayrımcılığı yeniden üretmenin bir biçimi olduğunu; çünkü azınlık bireylerinin başarılarını bireysel yeteneklerden ziyade kurumsal bir iyilik olarak sunduğunu ifade ediyor. Akademik özgürlük ve liyakat ilkelerinin gölgelendiğini belirten araştırmacılar, gerçek bir çeşitlilik için üniversitelerin yalnızca istihdam sayılarına değil, kurumsal kültüre, müfredata ve karar alma süreçlerine odaklanması gerektiğinin altını çiziyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de üniversiteler, son yıllarda uluslararası görünürlüklerini artırmak için çeşitlilik ve uluslararasılaşma politikalarına ağırlık veriyor. Ancak bu süreçte, özellikle uluslararası öğretim üyesi istihdamında, tıpkı Batı'dakine benzer sembolik yaklaşımların ortaya çıkabileceği görülüyor. Türk akademisinin köklü bir liyakat geleneğine sahip olması, bu tür tokenist uygulamalara karşı doğal bir direnç sağlayabilir. Yine de YÖK'ün ve üniversitelerin, çeşitlilik politikalarını yalnızca sayısal hedefler doğrultusunda değil, akademik özgürlük ve bilimsel üretkenliği merkeze alarak uygulaması büyük önem taşıyor. Bu bağlamda Türk üniversiteleri, Batı'daki bu tartışmalardan ders çıkararak daha kapsayıcı ve liyakat temelli bir model geliştirebilir.