Beyrut'ta, İsrail ile Hizbullah arasında varılan ateşkes anlaşmasının ardından evlerine dönmeyi uman ancak bu kez de anlaşmanın kalıcılığına şüpheyle bakan on binlerce yerinden edilmiş aile, zorlu kış koşullarında geçici barınaklarda yaşam mücadelesi veriyor. Orta Doğu haber sitesi Middle East Eye'ın aktardığına göre, Lübnan'ın başkenti Beyrut ve çevresinde okul, cami ve terk edilmiş binalara sığınan aileler, özellikle ülkenin güneyinden gelen çatışma mağdurları, ateşkesin sağladığı kısa süreli rahatlamaya rağmen geleceğe dair derin bir kaygı taşıyor.
Gelişmenin arka planı: Ateşkesin gölgesinde belirsizlik
İsrail ile Hizbullah arasında ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda 27 Kasım 2024'te yürürlüğe giren ateşkes, 60 günlük bir geçiş sürecini kapsıyor. Anlaşma uyarınca İsrail güçlerinin güney Lübnan'dan çekilmesi, Hizbullah'ın ise silahlı unsurlarını Litani Nehri'nin kuzeyine taşıması öngörülüyor. Ancak Beyrut'un güney banliyölerindeki geçici kamplarda kalan aileler, daha önceki ateşkes girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını hatırlatarak, bu kez de benzer bir hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, çatışmalar nedeniyle Lübnan genelinde yaklaşık 1,2 milyon kişi yerinden edildi. Bunların büyük bir kısmı, İsrail hava saldırılarının yoğunlaştığı güney bölgeleri, Bekaa Vadisi ve Beyrut'un güney banliyölerinden kaçtı. Ateşkes sonrası BM ve Lübnan hükümeti, geri dönüşlerin güvenli bir şekilde sağlanması için çalışmalara başladı. Ancak birçok aile, evlerinin tamamen yıkıldığını veya ağır hasar gördüğünü belirterek, geri dönüşün fiziksel ve psikolojik olarak ne kadar zor olacağını vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ateşkesin jeopolitik yansımaları
Söz konusu ateşkes, yalnızca Lübnan için değil, tüm Orta Doğu için kritik bir dönemeç. İran'ın bölgedeki en önemli vekil aktörlerinden Hizbullah'ın askeri kapasitesini sınırlamayı hedefleyen anlaşma, aynı zamanda İsrail'in kuzey sınırındaki güvenlik endişelerini de gidermeye yönelik. ABD ve Fransa'nın garantörlüğünde yürütülen süreç, ateşkes kararlılığını test eden bir dizi mekanizma içeriyor. Ancak ateşkesin başarısı, tarafların taahhütlerine ne ölçüde uyacağına ve Lübnan ordusunun güneydeki kontrolü tam olarak sağlayıp sağlayamayacağına bağlı.
Beyrut'taki göçmen ailelerin şüpheciliği, bu jeopolitik denklemin insani boyutunu ortaya koyuyor. Yerinden edilmiş aileler, daha önce 2006 savaşında da benzer bir ateşkes yaşandığını ancak Hizbullah'ın yeniden silahlanmasıyla gerilimin tırmandığını hatırlatıyor. Ayrıca, ateşkes anlaşmasının Lübnan'ın derin ekonomik krizine çözüm sunmadığına dikkat çeken aileler, ülkenin altyapısının çatışmalar nedeniyle daha da tahrip olduğunu ve temel hizmetlere erişimin iyice zorlaştığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel istikrar vizyonu açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İsrail-Hizbullah çatışmasının büyümesi halinde Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliğinin tehdit altına gireceğini ve yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalınabileceğini öngörüyor. Ateşkesin kalıcı olması, Türkiye'nin Suriye ve Irak krizlerinden sonra bölgede yeni bir insani felaketi önlemek için yürüttüğü diplomatik çabalarla örtüşüyor. Ankara, bu süreçte Lübnan'daki bir milyondan fazla Suriyeli mülteci için de ek bir yük oluşmaması adına, BM nezdinde insani yardımların artırılmasını teşvik ediyor.