ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, ulusal güvenlik açısından kritik teknolojilere yönelik yol haritasını belirleyen yeni bir strateji belgesi yayımladı. Beyaz Saray'ın açıkladığı Ulusal Güvenlik Bilim ve Teknoloji Stratejisi (NSSTS), denizaltı savaş sistemleri, uzay ve yapay zekayı en yüksek öncelikli alanlar olarak sıralarken, kuantum bilişim ve biyoteknolojiyi de orta ve uzun vadede takip edilmesi gereken kritik teknolojiler arasında konumlandırıyor. Strateji, Çin ve Rusya'nın artan teknolojik rekabetine karşı ABD'nin inovasyon kapasitesini korumayı ve müttefikleriyle iş birliğini derinleştirmeyi hedefliyor.
Stratejinin kapsamı ve öncelikleri
Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi (OSTP) ile Ulusal Güvenlik Konseyi'nin (NSC) ortak çalışmasıyla hazırlanan NSSTS, Amerikan istihbarat ve savunma kurumlarının gelecek 10-20 yıldaki Ar-Ge yatırımlarını yönlendirecek bir çerçeve sunuyor. Strateji belgesinde, denizaltılar, uzay sistemleri ve yapay zeka 'erken aşama yüksek öncelikli teknolojiler' olarak tanımlanırken, bu alanlara önümüzdeki bütçe dönemlerinde özel kaynak ayrılması öngörülüyor. Belgede ayrıca yüksek performanslı bilgi işlem, gelişmiş mikroelektronik ve otonom sistemlerin de yakın vadede kritik önem taşıdığı vurgulanıyor.
Analistler, denizaltı teknolojilerine verilen önceliğin, Pasifik'te Çin'in denizaltı filosunun genişlemesine karşı bir yanıt olarak okunabileceğini belirtiyor. ABD Donanması'nın son dönemde sismik ve akustik algılama sistemlerine yaptığı yatırımlar, bu stratejinin pratikteki yansımaları olarak değerlendiriliyor. Uzay alanında ise, askeri uydu iletişimi ve füze uyarı sistemlerinin yanında, yörüngedeki çatışmalara hazırlık amacıyla uzay durumsal farkındalık teknolojilerinin geliştirilmesi hedefleniyor.
İkinci ve üçüncü öncelikli teknolojiler
Strateji belgesi, öncelikleri üç kademeye ayırıyor. Birinci kademedeki teknolojiler arasında yapay zeka, otonom sistemler ve mikroelektronika yer alırken; ikinci kademede kuantum bilişim, biyoteknoloji ve gelişmiş enerji depolama sistemleri bulunuyor. Üçüncü kademede ise hipersonik sistemler, biyolojik savunma ve gelişmiş malzemeler gibi alanlar yer alıyor. Bu sınıflandırma, kaynakların özellikle kısa vadede etkili olacak alanlara yoğunlaştırılmasını, uzun vadeli veya yüksek riskli projelerin ise daha kontrollü bir finansmanla desteklenmesini amaçlıyor.
NSSTS'nin bir diğer dikkat çekici yönü ise teknoloji geliştirme sürecine özel sektörün ve müttefiklerin daha fazla dahil edilmesi. Belgede, 'İnovasyon ekosistemini güçlendirmek' başlığı altında, ABD'nin geleneksel savunma sanayii ile teknoloji şirketleri arasındaki iş birliğinin artırılması ve uluslararası ortaklarla bilgi paylaşımına hız verilmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu kapsamda, Beş Göz (Five Eyes) istihbarat ittifakı ve NATO müttefikleriyle teknoloji standartlarının uyumlaştırılması önemli bir başlık olarak öne çıkıyor.
Çin ve Rusya ile teknolojik rekabet
Strateji belgesinde, Çin'in 'Askeri-Sivil Füzyon' politikası çerçevesinde yürüttüğü teknolojik atılım hamlelerine dikkat çekilirken, Rusya'nın nükleer silah sistemleri ve hipersonik füzelerdeki ilerlemelerine karşı da 'teknolojik üstünlüğün korunması' gerektiği vurgulanılıyor. Belgede özellikle yapay zeka ve kuantum alanlarında ABD'nin liderliğinin sorgulanmaya başladığı uyarısı yapılıyor; bu alanlarda Çin'in son on yılda önemli ilerlemeler kaydettiği ve uluslararası patent başvurularında öne geçtiği hatırlatılıyor.
ABD yönetimi, bu rekabette sadece kendi kapasitesini artırmakla kalmayıp, benzer düşünen ülkelerle 'teknolojik demokrasi ittifakı' oluşturmayı amaçlıyor. Bu çerçevede, ihracat kontrollerinin etkinleştirilmesi, yabancı yatırım incelemelerinin sıkılaştırılması ve kilit teknolojilerin korunması gibi önlemler de stratejinin unsurları arasında yer alıyor. Strateji, aynı zamanda bilim insanları ve mühendislerin göçünü teşvik edecek vize politikalarının gözden geçirilmesini de öneriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu strateji, Türkiye'nin savunma sanayii ve teknoloji politikaları açısından dolaylı ama önemli etkiler doğurabilir. ABD'nin öncelik verdiği alanlarda müttefikleriyle teknoloji paylaşımını artırması, NATO üyesi Türkiye'nin de dahil olabileceği yeni iş birliği fırsatları sunabilir. Ancak son yıllarda ABD ile yaşanan S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi gerilimler, bu tür teknoloji transferlerinin önündeki siyasi engelleri hatırlatıyor. Türkiye'nin kendi insansız hava aracı (İHA) ve uzay teknolojilerindeki atılımları, bu alanlarda bağımsız bir kapasite inşa etme çabasının ürünü. Bu nedenle, ABD'nin teknoloji politikaları Türkiye'yi fırsatçı bir yaklaşımla iş birliğine zorlayabileceği gibi, mevcut tansiyonun devamı halinde Türkiye'nin alternatif ortaklara yönelmesini de hızlandırabilir. Küresel ölçekte, bu strateji, teknoloji alanındaki kutuplaşmayı derinleştirerek Türkiye gibi ülkelerin manevra alanını şimdilik koruyacağını gösteriyor.