Beyaz Saray'ın deneyimli özel temsilcilerinin İsrail'in savaş politikalarını yumuşatma çabaları, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi hesapları nedeniyle sürekli olarak başarısız oluyor. Uzmanlara göre, Gazze'deki ateşkes, Lübnan ile sınır gerginliği ya da İran'a yönelik askeri strateji gibi konularda varılabilecek herhangi bir anlaşma, Netanyahu'nun koalisyon hükümetinin istikrarını ve kişisel siyasi geleceğini doğrudan tehdit ediyor. Bu durum, Washington'un bölgedeki etkisinin sınırlarını bir kez daha gözler önüne sererken, İsrail'in savaş kabinesinin kararlarını yalnızca ulusal güvenlik kaygılarıyla değil, aynı zamanda iç politik dinamiklerle şekillendirdiğini ortaya koyuyor.
Netanyahu'nun Siyasi Hesapları Savaşın Seyrini Belirliyor
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısının ardından başlatılan askeri operasyonların her aşamasında, kendi siyasi sürdürülebilirliğini gözetiyor. Koalisyon hükümetindeki aşırı sağcı partiler, Gazze'de ateşkesi kabul etmesi halinde hükümetten çekilme tehdidinde bulunuyor. Bu durum, Netanyahu'nun savaş kabinesini, hem Beyaz Saray'ın diplomatik baskılarına hem de uluslararası kamuoyunun ateşkes çağrılarına rağmen, askeri hedeflerini genişletmeye itiyor. Uzmanlar, İsrail'in kuzey sınırındaki Hizbullah çatışmalarının da benzer bir dinamikle yönetildiğini, bu nedenle ABD'nin özel temsilcilerinin ateşkes veya gerginliği azaltma planlarının her seferinde masada kaldığını vurguluyor.
Biden yönetimi, İsrail-Filistin çatışmasında ateşkes sağlamak amacıyla bölgeye Birden fazla üst düzey yetkiliyi gönderdi. CIA Direktörü William Burns, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve özel temsilci Amos Hochstein, taraflar arasında mekik diplomasisi yürüttü. Ancak Netanyahu, bu görüşmelerin ardından aldığı kararlarla, ABD'nin önerdiği çerçevenin çok ötesine geçen adımlar attı. Örneğin, Rafah'a yönelik kara harekatı konusunda, Beyaz Saray'ın tüm itirazlarına rağmen operasyonun sürdürüleceğini açıkladı. Likud partisinin iç muhalefeti ve aşırı sağın artan talepleri, başbakanı daha da sert bir çizgiye itiyor.
Bölgesel Kriz Derinleşirken ABD'nin Sınırlı Etkisi
Beyaz Saray'ın İsrail üzerindeki etkisinin sınırlı kalması, yalnızca Netanyahu'nun iç politik hesaplarıyla sınırlı değil. Aynı zamanda, bölgedeki diğer aktörlerin de bu durumu fırsata çevirmeye çalıştığı görülüyor. İran'ın desteklediği milis grupların Yemen'deki Husi hareketi, Kızıldeniz'deki ticari gemilere saldırılarını sürdürürken, İran ile İsrail arasındaki gölge savaş yeni bir boyut kazandı. ABD'nin bölgedeki askeri varlığını artırma çabaları, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumun elini zayıflatıyor. Bu tablo, ABD'nin geleneksel müttefiki olan İsrail'i yönlendirme kapasitesini daha da azaltıyor.
Öte yandan, bölgesel normalleşme süreçleri de bu krizden olumsuz etkileniyor. Suudi Arabistan ile İsrail arasında varılması planlanan normalleşme anlaşması, Gazze'deki savaşın uzaması nedeniyle askıya alınmış durumda. ABD, bu anlaşmayı bölgesel istikrarın temel taşı olarak görüyordu. Ancak Netanyahu'nun savaş politikaları, bu vizyonun gerçekleşmesini her geçen gün zorlaştırıyor. Arap kamuoyunda artan öfke, Suudi yönetimini de İsrail ile normalleşme konusunda daha temkinli davranmaya itiyor. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu'daki ittifak sistemini yeniden yapılandırma hedeflerini de sekteye uğratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından kritik bir döneme işaret ediyor. Ankara, hem Gazze'deki insani krizin sona ermesi hem de bölgesel istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Beyaz Saray'ın İsrail üzerindeki etkisinin zayıflaması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü daha da ön plana çıkarabilir. Ancak bu durum, Ankara'nın Hamas ile olan ilişkileri konusunda Batı ile yaşadığı gerilimi de derinleştirebilir. Türkiye, Mısır ve Katar ile birlikte yürüttüğü ateşkes girişimlerinde, ABD'nin etkisiz kaldığı noktada daha aktif bir rol oynayarak, hem Filistin davasında hem de bölgesel liderlik iddiasında güç kazanabilir. Ancak bu politikalar, Türkiye'nin NATO müttefiki olan ABD ile ilişkilerini de test edecek bir nitelik taşıyor.