ABD Hazine Bakanı adayı Scott Bessent'in, tahvil piyasasına müdahale etme görevi, teknoloji devlerinin yapay zeka (AI) altyapısına yaptığı devasa yatırımlarla daha da karmaşık bir hal alıyor. Avustralyalı varlık yöneticisi Ten Cap'in kurucu ortağı ve Baş Portföy Yöneticisi Jun Bei Liu, bu durumun tahvil piyasasını istikrara kavuşturmayı ne kadar zorlaştırdığını Bloomberg'e anlattı. Liu'ya göre, AI şirketlerinin sermaye harcamaları (capex) tarihi seviyelere ulaşırken, Bessent'in enflasyonla mücadele ve borç yönetimi politikaları ciddi bir sınav verecek.
Gelişmenin Arka Planı
Scott Bessent, ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın Hazine Bakanlığı için aday gösterdiği isim. Hedge fon yöneticisi Bessent, göreve başlaması halinde tahvil piyasasında istikrarı sağlamak ve enflasyonu kontrol altına almakla yükümlü olacak. Ancak Jun Bei Liu'nun vurguladığı tablo, bu görevin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. Yapay zeka alanındaki yarış, özellikle büyük teknoloji şirketlerini veri merkezleri ve çip üretimi gibi alanlara muazzam miktarda yatırım yapmaya itiyor. Örneğin, Microsoft, Google, Amazon ve Meta gibi şirketlerin toplam sermaye harcamalarının 2024 yılında 200 milyar doları aşması bekleniyor. Bu harcamalar, ekonomideki toplam talebi artırarak enflasyonist baskıları tetikleyebilir.
Bu durum, tahvil piyasasında getirilerin yükselmesine ve fiyatların düşmesine yol açıyor. ABD 10 yıllık Hazine tahvili getirisi son haftalarda %4,5'in üzerinde seyrediyor. Bessent, tahvil piyasasını sakinleştirmek için faiz politikalarını yönlendirmek veya vade yapısını değiştirmek gibi araçlara başvurabilir. Ancak AI harcamaları devam ettiği sürece, bu müdahalelerin etkisi sınırlı kalabilir. Jun Bei Liu'ya göre, "Bessent'in karşısındaki en büyük engel, teknoloji şirketlerinin yatırım iştahı. Bu harcamaları durdurmak kolay değil, çünkü rekabet avantajı için bu yatırımlar şart."
Uzmanlar, Bessent'in piyasaya güven vermek için öncelikle mali disiplini sağlaması gerektiğini belirtiyor. Ancak Trump'ın vergi indirimleri ve altyapı harcamaları vaatleri bütçe açığını daha da büyütebilir. Bu ikilem, tahvil piyasasını daha da kırılgan hale getiriyor. Liu, "Bessent'in hem faizleri kontrol etmesi hem de büyümeyi desteklemesi gerekiyor; bu ince bir denge. Şu an piyasalar bu dengeyi kurabileceğine ikna olmuş değil" diye ekliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD tahvil piyasasındaki dalgalanmalar, dünya genelindeki finansal piyasaları doğrudan etkiliyor. Hazine tahvilleri, küresel finans sisteminin bel kemiği olarak görülüyor; bu nedenle getiri artışı, gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini yükseltiyor ve doları güçlendiriyor. Özellikle yüksek dış borca sahip ülkeler, bu durumdan olumsuz etkileniyor. Avrupa ve Asya borsaları, ABD tahvil getirilerindeki hareketlere duyarlı. Öte yandan, AI yatırımlarındaki bu patlama, sadece ABD'ye özgü değil; Çin ve Avrupa'da da benzer eğilimler var. Bu, küresel enflasyonun kalıcı olabileceği endişelerini artırıyor.
Bessent'in politikaları, aynı zamanda küresel ticaret dengelerini de etkileyebilir. Güçlü dolar, ihracatçı ülkeler için zorlayıcı olabilir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, bu dalgalanmalara karşı savunmasız durumda. Türkiye'nin ihracatının önemli bir kısmı ABD'ye yapılıyor; dolar/TL paritesindeki hareketler, Türk ekonomisini doğrudan etkiliyor. Ayrıca, ABD tahvil faizlerindeki artış, Türkiye'nin dış finansman maliyetlerini yükseltebilir. Bu bağlamda, Bessent'in başarılı olup olmaması, Türkiye dahil pek çok ülkenin ekonomik dengelerini yakından ilgilendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD tahvil piyasasındaki bu gelişmeler, Türkiye ekonomisi açısından iki yönlü bir risk taşıyor. Birincisi, yüksek ABD faizleri Türkiye'nin dış borçlanma maliyetini artırarak cari açık üzerinde baskı yaratabilir. İkincisi, güçlü dolar, Türkiye'nin ithalat faturasını şişirirken ihracat rekabetini zorlaştırabilir. Ancak, Türkiye'nin son dönemde uyguladığı sıkı para politikası ve rezerv birikimi, bu şoklara karşı dayanıklılığı artırmış görünüyor. Yine de, küresel piyasalardaki belirsizlikler, Türkiye'nin enflasyonla mücadele programını olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, bu süreçte mali disiplini sürdürmesi ve yapısal reformlara hız vermesi kritik önem taşıyor.