İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir, işgal altındaki Batı Şeria'nın tamamen ilhak edilmesi yönündeki çağrılarını yinelerken, "Toprakların tamamı bizim" ifadesini kullandı. Aşırı sağcı Otzma Yehudit partisinin lideri olan Ben Gvir, bu açıklamayı Batı Şeria'daki yerleşimci saldırılarının arttığı ve ilhak yanlısı yasaların İsrail parlamentosu gündemine taşındığı bir dönemde yaptı. Açıklama, Filistin topraklarının statüsüne ilişkin uluslararası hukuku hiçe sayan bir tutum olarak yorumlandı.
İlhak çağrılarının arka planı
Ben Gvir'in sözleri, İsrail hükümeti içindeki aşırı sağcı kanadın Batı Şeria'nın ilhakına yönelik artan baskısını yansıtıyor. Son aylarda İsrail parlamentosu Knesset'te, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimlerine İsrail yasalarının uygulanmasını kolaylaştıracak düzenlemeler tartışılıyor. Bu adımlar fiili ilhak olarak nitelendiriliyor ve Filistinlilerin yaşadığı bölgelerde daha fazla gerilime yol açıyor. Ben Gvir, daha önce de Filistinlilere yönelik sert politikalarıyla gündeme gelmiş, yerleşimci şiddetini kışkırtmakla suçlanmıştı. Uluslararası toplum, Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerini ve ilhak girişimlerini defalarca kınadı; ancak İsrail yönetimi geri adım atmıyor.
Filistin yönetimi, Ben Gvir'in açıklamalarını "savaş suçu" olarak değerlendirdi ve uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırdı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, ilhak çağrılarının bölgede barış şansını yok ettiğini belirtti. BM ve AB de benzer açıklamalarla İsrail'e itidal çağrısı yaptı. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon, aşırı sağcı ortaklarının bu taleplerini dizginlemekte isteksiz görünüyor. Uzmanlar, Ben Gvir'in açıklamalarının önümüzdeki seçimler öncesinde tabanını konsolide etme amacı taşıdığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'nın ilhakı, iki devletli çözüm ihtimalini tamamen ortadan kaldıracak ve Orta Doğu'da yeni bir tırmanma dalgasına yol açabilecek. İsrail'in bu yöndeki adımları, Arap ülkeleriyle normalleşme süreçlerini de tehlikeye atabilir. Özellikle Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme müzakereleri, bu tür açıklamalar nedeniyle askıya alınabilir. ABD yönetimi, ilhak karşıtı tutumunu yinelemesine rağmen, İsrail üzerindeki etkisini kullanmakta zorlanıyor. Avrupa Birliği, yerleşim ürünlerinin etiketlenmesi gibi önlemleri gündeme getirse de somut yaptırım adımları sınırlı kalıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) olası soruşturmaları da gündemde. Bölgede artan yerleşimci şiddeti, Filistinlilerin can güvenliğini tehdit ediyor ve insani krizi derinleştiriyor.
Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in ilhak girişimlerine karşı çıkan tutumunu sürdürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ben Gvir'in açıklamalarını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi ve uluslararası toplumu ortak hareket etmeye davet etti. Türkiye, bölgede barışın ancak 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasıyla mümkün olacağını savunuyor. İsrail'in ilhak adımları, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki enerji ve ticaret projeleri de istikrarsızlıktan olumsuz etkilenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ben Gvir'in ilhak çağrıları, Türkiye'nin Filistin politikası açısından doğrudan bir meydan okuma teşkil ediyor. Türkiye, uluslararası hukuka aykırı bu adımlara karşı diplomatik girişimlerini artırabilir ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda konuyu gündeme getirebilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da etkiler; özellikle Doğu Akdeniz'deki gerilim ve mülteci hareketleri riski artabilir. Türkiye, Filistinlilerin haklarını savunmaya devam ederken, İsrail ile normalleşme sürecini askıya alabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü güçlendirme fırsatı da sunuyor.