İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, partisi Otzma Yehudit'in bir sonraki İsrail hükümetinde yer alması durumunda, Gazze Şeridi'nden Filistinlilerin "gönüllü göçünü" teşvik etmekle görevli bir hükümet bakanlığı kurma girişiminde bulunacaklarını duyurdu. Aşırı sağcı siyasetçi, bu adımı Filistin nüfusunu bölgeden çıkarmaya yönelik açık bir politika olarak tanımladı.
Girişimin Arka Planı ve Ben-Gvir'in Siyasi Konumu
Itamar Ben-Gvir, İsrail siyasetinin en sağ kanadında yer alan isimlerden biri. Ulusal Güvenlik Bakanı olarak görev yapan Ben-Gvir, daha önce de Gazze'den Filistinlilerin göç ettirilmesi fikrini dile getirmiş, ancak bu kez somut bir bakanlık kurma projesiyle gündeme geldi. Otzma Yehudit (Yahudi Gücü) partisinin lideri olan Ben-Gvir, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun koalisyonunda yer alıyor. Açıklaması, İsrail'de bir sonraki seçimler sonrası olası hükümet yapılandırmasına dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde geldi.
Ben-Gvir, partisinin gelecek hükümette temsil edilmesi halinde bu bakanlığı kuracaklarını belirtti. Söz konusu bakanlığın, Gazze'den ayrılmak isteyen Filistinlilere lojistik destek sağlamak, üçüncü ülkelere yerleşimlerini kolaylaştırmak ve uluslararası arenada bu politikayı meşrulaştırmak gibi görevleri olacağı öne sürülüyor. Ancak bu tür bir girişimin uluslararası hukuk ve insan hakları açısından ciddi ihlaller içerdiği yönünde yaygın endişeler bulunuyor.
Filistin yönetimi ve uluslararası kuruluşlar, "gönüllü göç" ifadesinin gerçekte zorla yerinden etme anlamına geldiğini savunuyor. Gazze'de yaşayan yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin büyük bölümü, İsrail'in askeri operasyonları nedeniyle evlerinden edilmiş durumda. Mısır ve Ürdün gibi komşu ülkeler, Filistinlilerin kendi topraklarına kitlesel olarak yerleştirilmesine karşı olduklarını defalarca dile getirdi. Bu ülkeler, böyle bir planın Filistin davasını ortadan kaldırmayı amaçladığını ve bölgesel istikrarı bozacağını belirtiyor.
Bölgesel ve Uluslararası Boyut
Ben-Gvir'in açıklaması, İsrail'in Gazze politikasına yönelik uluslararası eleştirilerin arttığı bir dönemde yapıldı. Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve çeşitli insan hakları örgütleri, Gazze'deki İsrail operasyonlarını savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendiriyor. "Gönüllü göç" söylemi, bu suçlamaları daha da ağırlaştırabilecek bir adım olarak görülüyor. Zira uluslararası hukuka göre, işgal altındaki topraklardan sivillerin zorla çıkarılması yasak. Gönüllülük esasına dayandığı iddia edilse bile, savaş koşullarında Filistinlilerin gerçek anlamda özgür iradeyle karar vermesi mümkün görünmüyor.
ABD yönetimi, İsrail'in aşırı sağcı bakanlarının bu tür açıklamalarını geçmişte de eleştirmişti. Beyaz Saray, Gazze'nin toprak bütünlüğünün korunması ve Filistinlilerin yerinden edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Avrupa Birliği ülkeleri de benzer endişeleri dile getiriyor. Ancak İsrail iç siyasetinde Ben-Gvir ve müttefiklerinin etkisi, bu tür planların hayata geçirilme olasılığını gündemde tutuyor. Önümüzdeki seçimlerde Otzma Yehudit'in alacağı oy oranı, bu bakanlığın kurulup kurulmayacağını belirleyecek.
Bölgesel aktörler açısından bakıldığında, Mısır ve Katar gibi arabulucu ülkeler, Gazze'de ateşkes ve insani yardım konusunda yoğun çaba sarf ediyor. Böyle bir bakanlık projesi, bu çabaları baltalayabilir ve İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme süreçlerine zarar verebilir. Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme yolundaki isteksizliği zaten Filistin meselesine bağlıyken, bu tür adımlar süreci daha da zora sokar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesinde tarihsel olarak Filistinlilerin haklarını savunan bir tutum izliyor. Ben-Gvir'in "gönüllü göç" planı, Türkiye'nin Gazze'deki insani kriz ve Filistinlilerin yerinden edilmesine yönelik endişelerini artıracak nitelikte. Türk hükümeti, böyle bir girişimi uluslararası hukuka aykırı ve bölgesel istikrara zarar verici olarak değerlendirebilir. Ayrıca Türkiye, Mısır ve Katar ile birlikte ateşkes müzakerelerinde aktif rol oynuyor; bu tür bir bakanlık kurulması, Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını zorlaştırabilir. Türk dış politikası açısından, İsrail'in aşırı sağcı politikaları, iki ülke arasındaki normalleşme sürecini de olumsuz etkileyebilir. Kamuoyunda zaten İsrail'e yönelik eleştiriler yüksekken, bu gelişme Türkiye'nin İsrail'e yönelik tutumunu daha da sertleştirmesine yol açabilir.