Belaruslu eski spor yetkilisi Anatol Kotau, 2025 yılında Türkiye'de özel bir yata binmesinin ardından Karadeniz'de Rusya kontrolündeki "gri bölge" sularında kayboldu. Alman DW ve uluslararası ortakları, Kotau'nun izini sürdü ve kayboluşunun perde arkasını araştırdı. 2021'den beri sürgünde yaşayan Kotau, son olarak Antalya'da görülmüştü. Olay, bölgedeki Rus etkisi ve sürgündeki Belaruslu muhaliflerin güvenliği konularını yeniden gündeme taşıdı.
Kayboluşun arka planı: Bir sürgünün son yolculuğu
Anatol Kotau, 2020 Belarus protestolarının ardından ülkesini terk eden isimlerden biriydi. Eski bir buz hokeyi yöneticisi olarak, Belarus spor camiasında tanınan bir figürdü. 2025 başlarında Türkiye'ye gelen Kotau, Antalya'da bir süre kaldıktan sonra bir arkadaşının daveti üzerine özel bir yata binmeye karar verdi. Yat, Ukrayna kıyıları açıklarında uluslararası sularda seyrederken, Kotau'nun iletişimi aniden kesildi.
DW'nin araştırmasına göre, yatın rotası Rusya'nın Kırım'ı ilhakından bu yana tartışmalı bölge haline gelen Karadeniz'in "gri bölge" sularından geçiyordu. Bu bölge, uluslararası hukuk açısından belirsiz statüde olup, Rusya'nın fiili kontrolü altında. Kotau'nun ailesi, kayboluşundan birkaç gün sonra durumu Türk yetkililere bildirdi, ancak soruşturma henüz sonuçlanmadı.
Belaruslu muhalefet liderleri, Kotau'nun kaçırıldığından şüpheleniyor. Benzer vakalar daha önce de yaşanmıştı: 2020'de Belaruslu muhalif blog yazarı Raman Prataseviç, Ryanair uçağının Minsk'e yönlendirilmesiyle gözaltına alınmıştı. Kotau olayı, bu tür yöntemlerin denizaşırı sularda da uygulanabileceği endişesini doğurdu.
Bölgesel boyut: Karadeniz'deki güç mücadelesi ve gri bölgeler
Karadeniz'deki "gri bölgeler", uluslararası deniz hukuku ile Rusya'nın fiili kontrolü arasındaki boşluktan doğuyor. Özellikle Kırım'ın ilhakından sonra, bölgedeki seyrüsefer serbestisi ciddi şekilde kısıtlandı. Rusya, kendi karasularını geniş yorumlarken, Ukrayna ve Batılı ülkeler bu durumu tanımıyor. Kotau'nun kayboluşu, bu belirsizliğin insani sonuçlarına dikkat çekiyor.
Olay, sadece bir sürgünün trajedisi değil, aynı zamanda Avrupa güvenlik mimarisindeki kırılganlığın bir göstergesi. Belarus'ta Lukaşenko rejimine karşı muhalifler, Türkiye gibi sığınak ülkelerde yaşarken, Rusya'nın onları hedef alabileceği endişesi taşıyor. Kotau vakası, bu endişelerin somut bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Rusya hem de Ukrayna ile dengeli ilişkiler yürüten nadir ülkelerden biri. Kotau'nun Türkiye'den ayrıldıktan sonra kaybolması, Ankara'yı diplomatik açıdan hassas bir konuma sokuyor. Türk makamlarının soruşturmayı sürdürmesi, hem uluslararası hukuka saygı hem de sığınmacıların güvenliği açısından kritik. Bölgesel güvenlikte Türkiye'nin arabuluculuk rolü, bu tür olaylarda daha da önem kazanıyor. Ayrıca, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliği, Türkiye'nin Montrö Sözleşmesi'nden doğan sorumluluklarıyla doğrudan ilgili. Kotau olayı, Türkiye'nin bölgede daha proaktif bir politika izlemesini gerektirebilir.