Tarihin en büyük kıtlıklarından ve Kültür Devrimi'nin yıkıcı etkilerinden sonra Çin'in 21. yüzyıla ekonomik olarak sıçraması, alışılmadık bir teorik çerçeveyi gündeme getiriyor: Lev Troçki'nin 'birleşik ve eşitsiz gelişme' kuramı. Rus devrimci, 20. yüzyılın başlarında, sanayileşmemiş ülkelerin teknolojik atılım yaparak gelişmiş ülkeleri yakalayabileceğini öne sürmüştü. Bugün Çin'in başarısı, bu öngörünün beklenmedik bir doğrulaması olarak görülüyor. Son on yıllarda birçok analist Çin'in çökeceğini düşünürken, ülke tam tersine küresel ekonomide lider konuma yükseldi.
Troçki'nin teorisi Çin'i nasıl açıklıyor?
Lev Troçki'nin 1920'lerde geliştirdiği 'birleşik ve eşitsiz gelişme' teorisi, kapitalizmin farklı ülkelerde farklı hızlarda ilerlediğini savunur. Bu teoriye göre, azgelişmiş ülkeler en modern teknolojileri doğrudan ithal ederek gelişmiş ülkelerin geçtiği aşamaları atlayabilir. Çin, Mao döneminin trajedilerinden sonra 1978'de başlattığı reformlarla tam da bunu yaptı. Devlet kontrolünde bir pazar ekonomisi, yabancı yatırım çekme stratejisi ve altyapı hamleleri, ülkeyi kısa sürede 'dünyanın fabrikasına' dönüştürdü.
Bugün Çin, yapay zekâdan kuantum bilgisayarlara kadar birçok alanda ABD ile rekabet ediyor. Avrupa'yı geride bırakan demir yolu ağları, enerji dönüşümü ve dijitalleşme, Troçki'nin teorisinin güncel bir yorumu olarak değerlendirilebilir. Ancak bu süreç, yüksek karbon salımı, işçi hakları ihlalleri ve artan borç yükü gibi sorunları da beraberinde getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in yükselişi, Asya-Pasifik bölgesinde güç dengesini yeniden şekillendiriyor. Kuşak ve Yol Girişimi, Güney Çin Denizi anlaşmazlıkları ve Tayvan gerilimi, Pekin'in yeni hegemonyacılığının göstergeleri. ABD ile teknoloji savaşı, Çin'in yerli çip üretimini hızlandırmasına yol açarken, gelişmekte olan ülkeler için Çin modeli cazip bir alternatif haline geliyor. Öte yandan, Çin'in otoriter yönetim biçimi ve insan hakları ihlalleri, Batılı demokrasiler için büyük bir sınav oluşturuyor. Afrika ve Latin Amerika'da Çin'in yatırımları borç tuzağı endişelerini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in kalkınma deneyimi, Türkiye için hem ilham verici hem de uyarıcı nitelikte. Türkiye de benzer bir 'atılım' yapmak için teknoloji transferi ve altyapı yatırımlarına odaklanıyor. Ancak Çin'in yüksek borç yükü ve Batıyla teknoloji savaşındaki kırılganlığı, Türkiye'nin bağımsız ve dengeli bir dış politika izlemesi gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin Avrasya köprüsü konumu, Kuşak ve Yol Girişimi'nden faydalanmasını sağlarken, AB ve ABD ile ilişkilerini korumalı. Ayrıca Çin modelinin otoriter yönleri, demokrasi ve insan hakları vurgusu yapan Türk dış politikası için tehdit değil, bir perspektif sunuyor.