Batı Şeria'da son günlerde artan Yahudi yerleşimci saldırıları, bölgede gerilimi tırmandırıyor. Filistinliler, işgal altındaki topraklarda camilere, evlere ve iş yerlerine yönelik düzenlenen saldırı dalgasını rapor ediyor. Saldırılarda bir caminin yakıldığı, birçok ev ve aracın hasar gördüğü bildiriliyor. Bu gelişmeler, İsrail-Filistin çatışmasının yeni bir aşamasına işaret ederken, uluslararası toplumdan tepkiler geliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Filistinli kaynaklara göre, son iki hafta içinde Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde yerleşimci saldırıları belirgin şekilde arttı. Nablus yakınlarındaki Huwara köyünde bir cami kundaklama girişimine uğradı; içerideki halılar ve Kur'an-ı Kerim nüshaları zarar gördü. Benzer şekilde, El-Halil (Hebron) kırsalındaki bazı köylerde tarım arazileri ve zeytin ağaçları ateşe verildi. Filistinliler, bu saldırıların İsrail güçlerinin göz yummasıyla gerçekleştiğini ve yerleşimcilerin cezasız kaldığını ifade ediyor.
İsrail insan hakları örgütü B'Tselem, saldırıların 'devlet destekli şiddet' olduğunu savunuyor ve İsrail ordusunun yerleşimcileri engellemek yerine koruduğunu öne sürüyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yaklaşık 1.500 yerleşimci saldırısı kaydedildi; bu sayı son 20 yılın en yüksek seviyesi. Saldırılarda en az 100 Filistinli yaralandı, yüzlerce ev ve iş yeri hasar gördü.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yerleşimci saldırıları, İsrail hükümetinin koalisyon anlaşmasında yer alan aşırı sağcı partilerin etkisiyle daha da cesaretlendiğine işaret ediyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in 'Yahudi yerleşimlerini genişletme' vaadi, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen hükümet politikası haline gelmiş durumda. Bu durum, iki devletli çözümün artık mümkün olmadığını savunanları güçlendiriyor. Arap Birliği ve Avrupa Birliği, saldırıları 'terörizm' olarak nitelendirerek İsrail'e kınama mesajları gönderdi; ancak somut bir yaptırım uygulanmadı.
Bölgesel olarak, bu saldırılar Gazze'deki durumla bağlantılı olarak Filistin direniş gruplarını harekete geçirebilir. Hamas sözcüsü, 'yerleşimci terörüne karşı koymanın meşru hak olduğunu' belirtti. Öte yandan, ABD yönetimi İsrail'in güvenlik endişelerini anladığını ancak sivillerin hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, Washington'un bölgedeki çıkmaza karşı etkisiz kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek bağlamında hassas bir döneme denk geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Kudüs İslam dünyasının kırmızı çizgisidir' söylemi göz önüne alındığında, yerleşimci saldırılarına yönelik sert bir kınama beklenebilir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabalarına rağmen Filistin haklarını savunmaya devam ediyor. Bu olaylar, Türkiye'nin bölgedeki dini ve siyasi liderliğini pekiştirmek için kullanabileceği bir fırsat sunuyor. Ancak, doğrudan bir askeri müdahale söz konusu olmadığından, Ankara'nın diplomatik ve insani yardım kanallarını güçlendirmesi olasıdır. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, İslam dünyasındaki prestijini artıracak ancak İsrail ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir.