Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin Filistinli köylere ve kasabalara yönelik saldırıları, İsrail ordusunun açık veya örtülü desteğiyle birlikte artık 'pogrom' olarak nitelendiriliyor. Uzmanlar, bu saldırıların sadece münferit şiddet eylemleri olmadığını, belirli bir topluluğu hedef alan, devlet gücünün de dahil olduğu organize bir baskı mekanizmasına dönüştüğünü vurguluyor.
Pogromun Tanımı ve Batı Şeria'daki Saldırıların Örtüşen Yönleri
Pogrom terimi, tarihsel olarak bir etnik veya dini gruba yönelik, genellikle devlet yetkililerinin göz yumması veya katılımıyla gerçekleştirilen organize şiddet eylemlerini tanımlar. Bu tanım, günümüz Batı Şeria'sındaki yerleşimci saldırılarıyla önemli ölçüde örtüşmektedir. Saldırılar çoğu zaman İsrail ordusunun koruması altında gerçekleşiyor; askerler çoğu zaman müdahale etmiyor, hatta bazı durumlarda yerleşimcilere aktif destek veriyor.
Son aylarda, özellikle 7 Ekim 2023 sonrası artan saldırılarda, yerleşimciler Filistinli çiftçilerin zeytin ağaçlarını kesiyor, evlere ve camilere saldırıyor, araçları ateşe veriyor ve köyleri yağmalıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılının son çeyreğinde Batı Şeria'da haftada ortalama 20'den fazla yerleşimci saldırısı kaydedildi. Bu saldırıların faili olan yerleşimcilerin çoğu zaman kimlikleri belirlenmiyor ve gözaltına alınmıyor.
Uluslararası Hukuk ve Siyasi Boyut
Uluslararası hukuk çerçevesinde, yerleşimci saldırıları Cenevre Sözleşmeleri'nin ihlali anlamına geliyor. İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da yerleşim faaliyetleri zaten yasa dışı kabul ediliyor. Yerleşimci şiddeti, bu yasa dışı yerleşimlerin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor; yerleşimcilerin Filistin nüfusunu göçe zorlamak için şiddet kullanması, savaş suçu niteliği taşıyabilir.
Siyasi olarak, İsrail hükümetinin aşırı sağcı koalisyon ortakları, yerleşimci hareketinin en radikal unsurlarını doğrudan destekliyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, yerleşimcilere açıkça silahlanma çağrısı yaparken, Filistinlilere yönelik sert önlemlerin artırılmasını savunuyor. Bu durum, yerleşimci şiddetinin devlet politikası haline geldiği yönündeki iddiaları güçlendiriyor.
Batı Şeria'daki gelişmeler, sadece Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ürdün, Mısır ve diğer Arap ülkeleri, yerleşimci saldırılarının artmasının iki devletli çözüm umutlarını yok ettiğini ve radikalizmi körüklediğini belirtiyor. Özellikle Ramazan ayında Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan gerginlikler, yerleşimci saldırılarının dini boyutuyla birleşince bölgesel bir yangına dönüşme riski taşıyor.
Uluslararası toplum, Avrupa Birliği ve ABD dahil, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da, İsrail üzerinde etkili bir yaptırım uygulamıyor. Bu durum, İsrail hükümetinin elini güçlendirirken, Filistinlilerin uluslararası koruma taleplerini de karşılıksız bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki yerleşimci saldırıları, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteği yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda Filistinlilerin haklarını savunma pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, bu saldırıların artması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu kullanarak İsrail'i uluslararası hukuka uymaya çağırma fırsatı sunuyor. Ekonomik olarak, Türkiye'nin İsrail ile ticari ilişkileri, insani ve siyasi kaygılar karşısında hassas bir denge oluşturuyor; yaşanacak her tırmanma, bu dengenin gözden geçirilmesine neden olabilir. Güvenlik açısından, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin sınırlarındaki radikalleşme risklerini artırabilecek bir faktör olarak değerlendirilmelidir.