Filistinli Hristiyanlar, kendilerini 'yaşayan taşlar' olarak adlandırıyor ve 2 bin yıldır Kutsal Topraklar'da kesintisiz yaşadıklarını söylüyorlar. Ancak Beytüllahim'deki Lutheran Kilisesi'nin önde gelen isimlerinden Papaz Mitri Raheb, mevcut koşulların devam etmesi halinde bu varlığın yakında sona erebileceği uyarısında bulunuyor. Batı Şeria'da artan ekonomik zorluklar, siyasi istikrarsızlık ve güvenlik endişeleri, Hristiyan nüfusun hızla azalmasına yol açıyor.
Göç Dalgası ve Nedenleri
İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinli Hristiyanlar, on yıllardır süren çatışmaların ve kısıtlamaların etkisiyle bölgeyi terk ediyor. 1990'larda nüfusun yaklaşık %20'sini oluşturan Hristiyanlar, bugün %2'nin altına gerilemiş durumda. Özellikle genç nüfus, eğitim ve iş imkanları kısıtlı olduğu için yurt dışına göç etmeyi tercih ediyor.
Ekonomik durgunluk, yüksek işsizlik oranları ve seyahat kısıtlamaları, Hristiyan toplumunu olumsuz etkiliyor. Ayrıca, bazı bölgelerde artan İslami köktencilik ve sosyal baskılar da göçü hızlandırıyor. Papaz Raheb, 'İnsanlar umutlarını kaybetti. Gelecek göremiyorlar, bu yüzden ayrılıyorlar' diyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hristiyan nüfusun azalması, sadece Filistin toplumu için değil, tüm Ortadoğu için önemli bir gelişme. Bölgedeki kadim Hristiyan toplulukları, Irak ve Suriye'deki çatışmalar nedeniyle zaten büyük kayıplar verdi. Batı Şeria'daki bu durum, Hristiyanlığın doğduğu topraklarda varlığının sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Uluslararası toplum, bu göç dalgasının bölgedeki dini çeşitliliği azalttığına ve kültürel mirası tehdit ettiğine dikkat çekiyor. Vatikan ve çeşitli Hristiyan örgütleri, Filistinli Hristiyanlara destek çağrısında bulunuyor. Ancak kalıcı bir çözüm için İsrail-Filistin barış sürecinin yeniden canlandırılması gerektiği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği destekle biliniyor ve bölgedeki dini azınlıkların haklarını koruma konusunda hassasiyet taşıyor. Batı Şeria'daki Hristiyan nüfusun azalması, bölgesel istikrarı tehdit etmesi açısından Türkiye'nin dış politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Kudüs'ün statüsü ve Filistin topraklarındaki gelişmeleri yakından izlerken, dini hoşgörü ve çoğulculuğu teşvik eden bir söylem benimsiyor. Bu durum, Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderlik rolü ve Filistin davasına olan bağlılığıyla örtüşüyor. Ayrıca, bölgedeki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin göç politikalarını da etkileyebilir.