Filistin hükümetine bağlı Duvar ve Yerleşimlerle Mücadele Komisyonu, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail'in yasa dışı yerleşim ve karakol sayısının 592'ye ulaştığını duyurdu. Cumartesi günü yayımlanan brifingde, İsrail'in Batı Şeria topraklarının yaklaşık %42'sini kontrol ettiği belirtildi. Bu rakam, İsrail'in işgal politikalarının genişleme hızını ve Filistin topraklarının giderek parçalandığını gözler önüne seriyor.
Yerleşim Politikalarının Arka Planı
Komisyonun verilerine göre, Batı Şeria'da 341 yerleşim birimi ve 251 karakol bulunuyor. Bu yapıların büyük bölümü, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler (BM) ve uluslararası toplum, İsrail'in 1967'de işgal ettiği bölgelerdeki yerleşim faaliyetlerini defalarca kınamış, bu yerleşimlerin iki devletli çözümü imkânsız hâle getireceği uyarısında bulunmuştu.
İsrail hükümeti, son yıllarda yerleşimleri yasallaştırma adımlarını hızlandırdı. Sivil yönetimdeki yüksek yetkililerin onayıyla kurulan karakollar, özellikle C bölgesi olarak bilinen ve tamamen İsrail kontrolündeki alanlarda yoğunlaşıyor. Bu durum, Filistinlilerin tarım arazilerine, su kaynaklarına ve doğal kaynaklara erişimini kısıtlıyor.
Filistin tarafı, yerleşimlerin genişlemesini "sömürgeci bir proje" olarak nitelendirirken, uluslararası kuruluşlar da raporlarında bu yerleşimlerin bölgedeki istikrarı tehdit ettiğini vurguluyor. Son olarak BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yerleşimlerin ve altyapı çalışmalarının Filistin topluluklarını ciddi şekilde etkilediğini, yerinden edilme riskini artırdığını açıklamıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki yerleşim genişlemesi, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de etkileyen bir faktör. Arap ülkeleri, İsrail ile normalleşme anlaşmalarına rağmen yerleşim politikalarını kınamaya devam ediyor. Öte yandan, ABD yönetimi, İsrail'in yerleşim faaliyetlerine yönelik geleneksel tutumunu koruyor; ancak son yıllarda bazı çevrelerden yapılan açıklamalar, yerleşimlerin uluslararası hukuk açısından meşru olmadığını yeniden hatırlatıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 2021'de İsrail'in işgal altındaki topraklarda işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin soruşturma başlatmış, yerleşimlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini belirtmişti. Bu gelişme, İsrail ile uluslararası toplum arasında yeni bir gerilim kaynağı oluşturuyor.
Yerleşimlerin genişlemesi, Filistin yönetiminin zaten zayıf olan otoritesini daha da zedeliyor. Batı Şeria'nın parçalı yapısı, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltırken, ekonomik kalkınmayı da engelliyor. Dünya Bankası raporlarına göre, yerleşimler ve askeri kontrol noktaları, Filistin ekonomisinin potansiyelinin altında kalmasına neden oluyor.
Bu tablo, iki devletli çözümün giderek uzaklaştığını, tek devletli bir çözümün ise demografik ve siyasi açıdan ciddi sorunlar doğuracağını gösteriyor. Bölgesel barışın tesisi için uluslararası toplumun daha etkin adımlar atması gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun süredir Filistin davasına verdiği destekle biliniyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını uluslararası hukuka aykırı buluyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin yönetimiyle olan ilişkilerini güçlendirebilir; ancak doğrudan Türkiye'yi etkileyecek bir yönü bulunmuyor. Bölgesel istikrar açısından bakıldığında, yerleşimlerin genişlemesi Orta Doğu'daki gerilimi artırabilir, Türkiye'nin enerji ve güvenlik çıkarlarını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin BM ve İİT gibi platformlarda Filistin'e yönelik desteğini sürdürmesi beklenir. Bu tablo, Ankara'nın Filistin yönetimiyle iş birliğini derinleştirme ihtimalini güçlendiriyor.