Batı Şeria'nın kuzeyindeki Qusra köyü, İsrailli yerleşimcilerin bir hafta süren ablukasıyla sarsıldı. Yerleşimciler, Filistinli evlerinin etrafını sararak erzak ve su sevkiyatını kesti, ardından bölge İsrail ordusu tarafından askeri yasak bölge ilan edildi. Bu gelişme, işgal altındaki topraklarda artan yerleşimci şiddetini ve uluslararası toplumun tepkisini yeniden gündeme getirdi. Olay, 2023 yılının Ekim ayının ilk haftasında yaşandı ve bölgedeki tansiyonun zirve yaptığı bir döneme denk geldi.
Kuşatmanın Arka Planı ve Gelişmeler
Qusra, Nablus'un güneydoğusunda, yaklaşık 4.000 Filistinlinin yaşadığı bir köy. İsrail'in yasa dışı yerleşimleri ve askeri kontrol noktalarıyla çevrili olan köy, sık sık yerleşimci saldırılarına maruz kalıyor. Son olay, yerleşimcilerin köyün girişlerine barikat kurması ve evlerin çevresini sarmasıyla başladı. Filistinli yetkililer, yerleşimcilerin köylülere ait zeytin ağaçlarını kestiğini ve tarım arazilerini ateşe verdiğini bildirdi. Köy sakinleri, abluka nedeniyle temel ihtiyaç maddelerine ulaşamadıklarını, bazılarının gıda ve ilaç sıkıntısı çektiğini ifade etti.
İsrail ordusu, olayın ardından Qusra'yı 'kapalı askeri bölge' ilan ederek bölgeye giriş çıkışları yasakladı. Ordu sözcüsü, bu kararın 'güvenlik gerekçeleriyle' alındığını öne sürdü. Ancak Filistinli yetkililer ve insan hakları örgütleri, bu kararın yerleşimci şiddetini meşrulaştırdığını ve Filistinlilerin hareket özgürlüğünü daha da kısıtladığını belirtti. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), yaptığı açıklamada, Qusra'daki durumun 'endişe verici' olduğunu ve sivillerin korunması gerektiğini vurguladı. İsrail sivil toplum kuruluşu B'Tselem ise, yerleşimci saldırılarının devlet destekli bir 'etnik temizlik' politikasının parçası olduğunu savundu.
Ablukanın kaldırılması için uluslararası çağrılar yapıldı. Avrupa Birliği, ABD ve bazı Arap ülkeleri, taraflara itidal çağrısında bulundu. Ancak İsrail hükümeti, yerleşimcilere yönelik herhangi bir kısıtlama getirmedi. Aksine, bazı bakanlar yerleşimcilerin 'kahramanca direnişini' övdü. Bu durum, İsrail'in aşırı sağ hükümetinin yerleşim politikalarını uluslararası hukuku hiçe sayarak sürdürdüğü yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Qusra'daki olay, sadece yerel bir çatışma değil, aynı zamanda Filistin-İsrail çatışmasının genel seyrini etkileyen bir gelişme. İsrail'in uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetleri ve yerleşimci şiddeti, Filistin topraklarının iki devletli çözümünü imkansız hale getiriyor. Bu durum, bölgedeki diğer ülkeleri de etkiliyor. Ürdün ve Mısır, barış anlaşmalarına rağmen İsrail'in bu politikalarını kınıyor. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme müzakereleri, bu tür olayların ardından sürekli olarak sekteye uğruyor. İran ise, bu durumu kendi bölgesel nüfuzunu artırmak için kullanıyor.
Uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirileri artıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin lehine alınan kararlar, İsrail'in uluslararası alandaki yalnızlaşmasını belgeliyor. Ancak ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, uluslararası toplumun etkisini sınırlıyor. İsrail'deki aşırı sağ hükümet, bu desteği arkasına alarak hem Filistinlilere yönelik baskıyı artırıyor hem de bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Qusra'daki abluka, bu dinamiklerin son örneği olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Qusra'daki abluka, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden gündeme getiriyor. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bu tür olaylarda Filistin'in yanında yer alarak bölgesel liderlik rolünü pekiştirmeye çalışıyor. Ancak bu durum, İsrail ile ilişkilerin normalleşme sürecini olumsuz etkileyebilir. Ankara, Filistin topraklarının işgaline karşı çıkarken, İsrail ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini de dengede tutmaya çalışıyor. Bu olay, Türkiye'nin İsrail'e yönelik politikalarını gözden geçirmesine neden olabilir. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji ve ticaret koridorları açısından stratejik öneme sahip olan Doğu Akdeniz'deki dengeleri de etkileme potansiyeli taşıyor.