Batı Şeria'nın Nablus kentine bağlı Kusra köyünde, Filistinli aileler bir haftadır İsrailli yerleşimcilerin kuşatması altında. Evlere su ve elektrik kesintisiyle birlikte gıda stokları tükenen aileler, dış dünyayla bağlantıları kesilmiş durumda. İsrail askerlerinin gözü önünde gerçekleşen saldırılar, uluslararası basının artan ilgisine rağmen devam ediyor. Bölgedeki son durum, işgal altındaki Filistin topraklarında tırmanan şiddetin ve hukukun üstünlüğünün ne kadar zayıfladığının bir göstergesi.
Kusra'da bir haftalık kuşatma: Ailelerin dramı
Kusra köyünde yaşayan yaklaşık 60 aile, yerleşimcilerin köye giriş çıkışları kapatmasıyla birlikte bir haftadır evlerinde mahsur kalmış durumda. Görgü tanıklarının ifadesine göre, yerleşimciler köyün ana yollarına barikat kurarak geçişleri engelliyor, araçlara ve evlere taşlı saldırılarda bulunuyor. Su ve elektrik hatlarının tahrip edilmesiyle birlikte temel ihtiyaçların karşılanması imkânsız hale geldi. Filistinli yetkililer, kuşatma altındaki ailelerin acil tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğunu ancak bölgeye ulaşamadıklarını belirtiyor.
Bölgedeki insan hakları örgütleri, yaşananların 'kitlesel cezalandırma' niteliği taşıdığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. İsrail ordusu ise olaylarla ilgili olarak 'bölgede güvenliği sağlamakla görevli olduklarını' açıkladı, ancak yerleşimcilerin eylemlerine müdahale etmediği görülüyor. Uluslararası basının artan ilgisi, kuşatmanın görünürlüğünü artırsa da somut bir sonuç elde edilebilmiş değil.
Yerleşimci şiddetinin arka planı ve Batı Şeria'da artan tansiyon
Kusra'daki kuşatma, son aylarda Batı Şeria'da artan yerleşimci şiddetinin yalnızca bir parçası. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2024 yılında Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti vakaları bir önceki yıla oranla yüzde 40 arttı. Yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik baskınları, zeytin ağaçlarının yakılması ve hayvanların telef edilmesi gibi eylemler, Filistin ekonomisini ve toplumsal yapısını doğrudan etkiliyor.
İsrail hükümetinin yerleşim politikaları ve yasal düzenlemeler, yerleşimcilere geniş bir dokunulmazlık sağlıyor. Yerleşimci saldırılarının büyük çoğunluğu İsrail askerleri veya polisi önünde gerçekleşiyor ve faillerin çoğu yargılanmıyor. Bu durum, uluslararası toplumun defalarca dile getirdiği 'cezasızlık' sorununu gündeme getiriyor. ABD ve Avrupa Birliği, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapsa da bu kınamaların sahada bir karşılığı olmuyor.
Uluslararası hukuk ve bölgesel etkiler
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 2024 yılındaki danışma görüşünde, İsrail'in Batı Şeria'daki işgali ve yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğu açıkça belirtilmişti. Ancak bu kararın bağlayıcılığı bulunmuyor ve İsrail hükümeti kararı tanımıyor. Kusra'daki kuşatma, UAD kararının yarattığı uluslararası norma rağmen sahadaki uygulamaların değişmediğini gösteriyor.
Olay, bölgedeki diğer Arap ülkeleri tarafından da yakından izleniyor. Ürdün ve Mısır, Filistinlilere yönelik artan şiddetin bölgesel bir çatışmaya dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle Gazze'deki savaşın devam ettiği bir dönemde Batı Şeria'da yaşanan bu tür olaylar, bölgenin barış ve istikrarını tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesine verdiği desteği güçlendiriyor. Türkiye, uzun süredir Filistinlilerin haklarını savunan bir tutum sergiliyor ve Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini yakından izliyor. Yaşananlar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin'e yönelik desteğini artırabilir ve İsrail aleyhine diplomatik girişimlerini hızlandırabilir. Ayrıca, bu tür olaylar Türkiye'nin bölgedeki insani yardım faaliyetlerinin önemini de artırıyor. Türk kamuoyunda ve hükümette bu tür olaylara yönelik tepkilerin güçlü olması, Ankara'nın Müslüman dünyasındaki liderlik rolünü pekiştirme potansiyeli taşıyor.