İran ile ABD arasında süregiden çatışma ortamında, Basra Körfezi'ndeki Arap ülkeleri İran'a ait insansız hava araçları ve füze saldırılarının yükünü taşırken, artan ekonomik maliyetlerle karşı karşıya. ABD-İran arasında bir anlaşma ihtimalinin düşük olması nedeniyle Körfez ülkeleri, Umman'ı arabulucu olarak kullanarak İran ile görüşmeler yürütüyor. Bu diplomatik çabalar, Hürmüz Boğazı'nda yeni bir yaklaşım arayışını gündeme getiriyor: 'Tuna' modeli.
Diplomasinin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. Son yıllarda İran'ın bölgedeki etkisini artırması ve ABD'nin yaptırımları, Körfez ülkeleri için ciddi güvenlik ve ekonomi riskleri oluşturuyor. İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Abu Dabi ve Riyad'ın ekonomik kayıplarını artırdı. Bu durum, Körfez ülkelerini diyalog arayışına itti.
Umman, geleneksel olarak İran ile iyi ilişkilere sahip ve bölgede arabuluculuk rolü üstleniyor. Maskat'ta yapılan görüşmelerde, İran ile Körfez ülkeleri arasında güven artırıcı önlemler ve Hürmüz Boğazı'nda serbest geçişin garanti altına alınması gibi konular ele alınıyor. Ancak ABD'nin İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikası, bu çabaları zorlaştırıyor.
'Tuna yaklaşımı' olarak adlandırılan model, aslında çok taraflı bir güvenlik ve işbirliği çerçevesi öneriyor. Avrupa'daki Tuna Nehri kıyısındaki ülkelerin işbirliği modelinden esinlenerek, Hürmüz Boğazı'nda da kıyıdaş ülkelerin (İran, Umman, BAE, Suudi Arabistan, Katar) ortak bir mekanizma kurması öngörülüyor. Bu mekanizma, deniz güvenliği, seyrüsefer serbestisi ve ekonomik işbirliğini kapsayacak. Fakat böyle bir yapının hayata geçmesi için ABD'nin de desteği gerekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki istikrarsızlık, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkiliyor. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, başta Asya ekonomileri olmak üzere dünya genelinde enflasyonist baskı yaratıyor. Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçıları, Körfez'den yapılan sevkiyatların güvenliğine büyük önem veriyor. Bu nedenle, bölgesel bir diyalog mekanizması sadece Körfez ülkeleri için değil, küresel ekonomi için de kritik.
ABD'nin İran ile nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma çabaları şimdilik sonuçsuz kalmış durumda. İran'ın nükleer programını ilerletmesi ve bölgesel milisleri desteklemesi, Körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini artırıyor. Öte yandan, İran da yaptırımlar altında ekonomik olarak zorlanıyor ve diplomatik bir çıkış arıyor olabilir. Umman'ın arabuluculuğu, taraflar arasında güven tesisine yönelik ilk adım olarak görülüyor.
Ancak 'Tuna yaklaşımı'nın başarı şansı, bölgesel aktörlerin birbirine güveni ve ABD'nin tutumuna bağlı. Suudi Arabistan ve BAE, İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarından endişeli. İran ise ABD yaptırımlarının kaldırılmasını ve güvenlik garantisi istiyor. Bu nedenle, kapsamlı bir anlaşma kısa vadede zor görünüyor. Yine de diplomasi kanallarının açık tutulması, tansiyonun düşürülmesi açısından değerli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'ndaki istikrar, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, petrol ve doğal gazının önemli bir kısmını bu bölgeden ithal ediyor; ayrıca İran ile kara sınırı ve ticari ilişkileri mevcut. Bölgede artan çatışma riski, enerji fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan Türkiye, İran ile Batı arasında denge politikası izleyerek arabuluculuk rolü üstlenebilir. Körfez ülkeleriyle son dönemde gelişen ilişkiler, Türkiye'yi bu diplomatik süreçte potansiyel bir aktör haline getiriyor. Ancak ABD-İran geriliminde taraf olmaktan kaçınmak ve ekonomik çıkarlarını korumak öncelikli olmalı.