ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptı (MoU), Washington yönetiminden İran'a kıyasla orantısız derecede daha fazla taahhüt bekliyor. Anlaşma metnine göre, ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımları kaldırması, dondurulmuş milyarlarca dolarlık İran varlığını serbest bırakması ve nükleer programla ilgili bazı teknik kısıtlamaları hafifletmesi gerekiyor. Buna karşılık İran'ın temel yükümlülüğü, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'ndan serbest geçişi sağlamak olarak belirtiliyor. Uzmanlar, bu dengesizliğin müzakerelerin seyrini ve bölgesel dinamikleri önemli ölçüde etkileyeceğini belirtiyor.
Mutabakatın detayları ve tarafların pozisyonları
Mutabakat zaptı, iki ülke arasında aylardır süren dolaylı görüşmelerin ardından Oman'ın arabuluculuğunda imzalandı. Belgeye göre ABD, İran'ın petrol ihracatına getirilen ambargoyu kademeli olarak kaldırmayı, ülke genelinde dondurulmuş yaklaşık 10 milyar dolarlık varlığı serbest bırakmayı ve nükleer tesislerin denetimine ilişkin bazı kısıtlamaları gevşetmeyi taahhüt ediyor. Ayrıca Washington, İran'ın uluslararası bankacılık sistemine erişimini kolaylaştırmayı ve bazı İranlı yetkililere yönelik seyahat yasaklarını kaldırmayı da kabul ediyor.
İran cephesinde ise talepler oldukça sınırlı: Tahran, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve dünya petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nda gemilerin güvenli geçişini engellemeyeceğini taahhüt ediyor. Ayrıca, İran'ın nükleer faaliyetlerini mevcut seviyede tutması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini sürdürmesi bekleniyor. Ancak anlaşma metninde, İran'ın balistik füze programı veya bölgesel milisler üzerindeki etkisi gibi kritik konulara hiç değinilmiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Mutabakatın bu şekli, özellikle Körfez ülkeleri ve İsrail'de ciddi rahatsızlık yarattı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin İran'a verdiği tavizlerin bölgesel güvenliği zayıflatacağını ve İran'ı daha da cesaretlendireceğini savunuyor. İsrail Başbakanı ise anlaşmayı 'tehlikeli bir kumar' olarak nitelendirerek, İran'ın nükleer programının durdurulmaması halinde Tel Aviv'in her türlü önlemi alacağını ima etti. Petrol piyasaları ise anlaşmayı olumlu karşıladı; Hürmüz Boğazı'nın güvence altına alınması, arz kesintisi riskini azaltarak ham petrol fiyatlarında düşüşe yol açtı. Uzmanlar, anlaşmanın ABD'nin Orta Doğu'daki nüfuzunu sorgulattığını ve Çin ile Rusya'nın bölgede artan etkisine karşı Washington'ın elini zayıflattığını yorumluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor; Hürmüz Boğazı'nın güvence altına alınması, Türkiye'nin enerji tedarik güvenliği açısından olumlu bir gelişme. Ancak ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları hafifletmesi, Türkiye'nin İran ile ticaretini ve özellikle doğalgaz ithalatını kolaylaştırabilir. Diğer yandan, anlaşmanın İran'ı bölgesel olarak güçlendirmesi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çelişebilir; Tahran'ın bu ülkelerdeki nüfuzu artabilir. Türkiye, bu dengeleri gözeterek hem ABD ile hem de İran ile ilişkilerini yönetmek zorunda kalacak.