İngiltere'de iklim aktivistlerine yönelik tartışmalı bir dava, önümüzdeki günlerde sonuçlanabilir. Ülkenin en büyük bankalarından Barclays'in fosil yakıt yatırımlarını protesto etmek amacıyla şubelerine ve genel merkezine yönelik eylemler düzenleyen aktivistler, 'terör suçu' kapsamında değerlendirilebilecek bir yasayla yargılanıyor. Duruşmanın, aktivistlerin cezalandırılmasına karar vereceği belirtiliyor. Olay, ifade özgürlüğü ve iklim aktivizmi ile güvenlik yasaları arasındaki dengeye ilişkin hararetli tartışmaları da beraberinde getirdi.
Gelişmenin arka planı
Hakkında karar verilecek dava, 'Fosil Yakıtları Durdurun' (Stop Fossil Fuels) adlı grubun üyeleri olan aktivistleri kapsıyor. Grup üyeleri, 2022 ve 2023 yıllarında Barclays'in Londra'daki genel merkezi ve çeşitli şubelerinde oturma eylemleri düzenlemiş, bazıları bankanın camlarına sprey boya ile yazılar yazmıştı. Barclays, Avrupa'nın en büyük fosil yakıt finansörleri arasında gösteriliyor; aktivistler, bankanın iklim değişikliğine yol açan enerji projelerine milyarlarca dolarlık yatırım yaptığını ve bu nedenle 'suç ortağı' olduğunu savunuyor.
İngiltere'de 2000 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Yasası'nın 4. maddesi, 'terörün tanımı' başlığını taşıyor. Bu madde, 'sivil toplumu ciddi şekilde korkutmayı' veya 'bir hükümeti ya da uluslararası bir örgütü belirli bir eylemi yapmaya ya da yapmaktan kaçınmaya zorlamayı' hedefleyen eylemleri terör kapsamına alıyor. Savcılık, aktivistlerin eylemlerinin bu tanıma uyduğunu öne sürüyor. Ancak aktivistler ve hukukçular, bu tanımın oldukça geniş olduğunu ve iklim eylemlerini meşru bir protesto hakkından çıkararak suç saydığını belirtiyor.
Duruşmada, aktivistlerin eylemlerinin 'terör' niteliği taşıyıp taşımadığına karar verilecek. Eğer terör olarak kabul edilirse, aktivistler 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir. Bu, Birleşik Krallık'ta iklim aktivistlerine yönelik terör suçlamasıyla açılan en kapsamlı davalardan biri olarak nitelendiriliyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu dava, yalnızca Birleşik Krallık'ı ilgilendirmiyor. İklim aktivizminin giderek daha fazla güvenlikleştirildiği bir dönemde, dünya genelindeki çevre eylemcileri benzer yasal baskılarla karşılaşıyor. Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da otoyol blokajları, orman işgalleri ve sanat eserlerine yönelik protestolar nedeniyle çok sayıda aktivist gözaltına alınıyor. Ancak bu eylemlerin 'terör' olarak nitelendirilmesi, yeni bir sınırın aşılması anlamına geliyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, davanın ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirterek, savcılığı suçlamaları geri çekmeye çağırdı. Öte yandan, hükümet çevreleri, iklim eylemlerinin giderek daha agresif boyutlara ulaştığını ve kamu düzenini bozduğunu savunuyor. İngiltere Başbakanı Rishi Sunak'ın, iklim politikalarını gözden geçirme sözü vermesi ve fosil yakıt yatırımlarına yönelik baskıları hafifletme sinyali vermesi, davanın siyasi boyutunu da güçlendiriyor.
Özellikle, bölgesel olarak Orta Doğu'da fosil yakıt ekonomisine bağımlı ülkeler, bu tür davaların yatırım ortamını olumsuz etkileyebileceği görüşünde. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler, iklim aktivizminin küresel enerji güvenliğini tehdit ettiğini savunuyor. Barclays davasının sonucu, bu ülkelerdeki fosil yakıt şirketlerinin finansman bulma konusunda yaşayabileceği zorluklar açısından da bir gösterge olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda uluslararası anlaşmalara taraf olmakla birlikte, enerji politikalarında fosil yakıtlara bağımlılığı devam ediyor. Bu dava, Türkiye'deki çevre aktivistlerinin karşılaşabileceği olası yasal kısıtlamalara ilişkin soru işaretleri yaratıyor. Türk Ceza Kanunu'ndaki 'terör' tanımı da benzer şekilde geniş yorumlanmaya müsait; bu durum, iklim eylemlerinin 'terör' kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını gündeme getiriyor. Küresel enerji piyasalarında olası bir yavaşlama, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini etkileyebilir. Öte yandan, Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedefleri ve yeşil dönüşüm söylemleri ile bu dava arasındaki paralellik, kamuoyunda çevre hakları ve güvenlik dengesine dair bir tartışma başlatabilir.