Son yıllarda küresel finans sisteminde yaşanan düzenleme gevşemesi, bankaların krizlere karşı direncini ciddi biçimde azaltıyor. Uzmanlar, sektörün talepleri doğrultusunda hazırlanan kısa vadeli önlemlerin yerine, sistematik ve kapsamlı bir reformun hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde 2008 küresel finans krizinin benzeri bir çöküş yeniden yaşanabilir.
Gelişmenin arka planı
Finansal İstikrar Kurulu (FSB) ve Basel Bankacılık Denetim Komitesi'nin yayımladığı son raporlar, birçok ülkede bankacılık düzenlemelerinin kademeli olarak zayıflatıldığını ortaya koyuyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde 2018 yılında kabul edilen Dodd-Frank yasasının hafifletilmesi, orta ölçekli bankalar üzerindeki denetim yükünü azalttı. Benzer eğilimler Avrupa Birliği'nde de gözleniyor; Basel III kurallarının bazı hükümleri 2025 yılına ertelenirken, likidite ve sermaye yeterliliği oranlarında esneklik sağlanıyor. Bu durum, bankaların kısa vadeli karlılık hedeflerine odaklanmasına yol açarken, sistemik risklerin birikmesine zemin hazırlıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Küresel Finansal İstikrar Raporu, düzenleme gevşemesinin özellikle gelişmekte olan piyasalarda kırılganlıkları artırdığını belirtiyor. Rapora göre, 2023 yılında küresel bankacılık sektörünün ortalama sermaye yeterlilik oranı yüzde 14,2'ye gerilerken, 2019 yılında bu oran yüzde 15,8 idi. Aynı dönemde takipteki kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 3,1'den yüzde 4,5'e yükseldi. Faiz oranlarındaki artış, bazı bankaların varlık-yükümlülük uyumsuzluğunu derinleştirirken, ticari gayrimenkul piyasasındaki durgunluk da bilançoları tehdit ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Düzenleme erozyonunun etkileri bölgesel farklılıklar gösteriyor. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Baş Denetçisi Claudia Buch, Euro Bölgesi'ndeki bankaların yüzde 40'ının artan faiz ortamında net faiz marjlarının daraldığını ve bazı küçük bankaların birleşme baskısı altında olduğunu söyledi. Asya'da ise Çin'in gayrimenkul sektörü kaynaklı sorunları, Japon ve Güney Kore bankalarının bu bölgeye verdikleri kredileri riske atıyor. Japonya Merkez Bankası'nın faiz artırımına gitmesiyle birlikte Japon bankalarının yurtdışı varlıklarının getirisi düşerken, ABD doları cinsinden borçlanma maliyetleri yükseliyor.
Küresel ölçekte ise, bazı sistemik olarak önemli bankaların - özellikle ABD'li JPMorgan Chase ve Bank of America - türev ürün pozisyonları dikkat çekiyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) verilerine göre, dünya genelindeki bankaların türev piyasalardaki toplam nominal pozisyon büyüklüğü 2024 üçüncü çeyreği itibarıyla 650 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam, 2008 krizi öncesindeki seviyenin yaklaşık 1,5 katı. Olası bir temerrüt veya piyasa şoku, kredi riskini tetikleyerek domino etkisi yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de bankacılık sektörü, BDDK ve Merkez Bankası'nın sıkı denetimi sayesinde benzer bir gevşemeden doğrudan etkilenmiyor. Ancak küresel finansal sistemdeki kırılganlıklar, Türk bankalarının yurtdışı borçlanma maliyetlerini artırabilir ve swap piyasalarında oynaklık yaratabilir. Türkiye'nin bankacılık sistemi yüksek sermaye yeterlilik oranı ve düşük takipteki kredi oranıyla (yüzde 2,1) görece güçlü durmakla birlikte, faiz indirim döngüsü ve döviz kuru riski yakından izlenmeli. Gelişmiş ülkelerdeki düzenleme zafiyeti, yabancı yatırımcıların risk iştahını azaltarak Türkiye'ye sermaye girişlerini olumsuz etkileyebilir.