Bangladeş'te aşırı dinci grupların Sufi Müslümanlara ve onların kutsal mekanlarına yönelik saldırıları son aylarda belirgin şekilde arttı. Özellikle Cemaat-i İslami ve ona bağlı milis gruplar, ülkenin yüzyıllardır süregelen kültürel ve sosyal çoğulculuk geleneğini hedef alıyor. Başkent Dakka'nın güneyindeki kırsal bölgelerde Sufi şeyhlerine ait türbeler taşlı saldırılara uğrarken, en az yedi Sufi lideri kimliği belirsiz kişilerce darp edildi. Uzmanlar, bu saldırıların 2024 genel seçimleri öncesinde siyasi bir araç olarak kullanıldığını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Bangladeş, tarihsel olarak İslam'ın barışçıl Sufi yorumunun hakim olduğu bir ülke. Ancak son on yılda Suudi Arabistan ve Katar merkezli Selefi örgütlerin finanse ettiği medreseler, ülkedeki dini atmosferi değiştirmeye başladı. Cemaat-i İslami, 1971 bağımsızlık savaşında Pakistan yanlısı tutumuyla bilinirken, 2013'te yüksek mahkeme kararıyla seçimlere katılması yasaklanmıştı. Buna rağmen grup, üniversite kampüslerinde ve kırsal alanlarda etkisini sürdürüyor. Saldırıların arttığı bölgelerde yerel halk, polisin müdahale etmediğini iddia ediyor. Dakka Üniversitesi'nden sosyolog Prof. Dr. Aynül İslam, "Bu, devletin bazı bölgelerde otorite boşluğu yarattığının bir işareti. Gruplar, dini hoşgörüyü hedef alarak toplumsal dokuyu parçalamaya çalışıyor" dedi.
Geçen hafta Kushtia bölgesinde 400 yıllık bir Sufi türbesine düzenlenen baskında, türbenin duvarlarına tekfirci sloganlar yazıldı. Benzer olaylar Sylhet ve Chittagong'da da yaşandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü, 2023 yılında en az 12 Sufi'ye yönelik şiddet vakası kaydettiğini, bunun bir önceki yıla göre yüzde 50 artış olduğunu açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bangladeş'teki bu gelişmeler, Güney Asya'da yükselen dini milliyetçilik dalgasının bir parçası. Hindistan'da Modi hükümetinin Hindu milliyetçisi politikaları, Pakistan'da ise Sünni-Selefi grupların siyasi alandaki etkisi, Bangladeş'teki benzer eğilimleri besliyor. Uzmanlara göre Cemaat-i İslami'nin stratejisi, ülkeyi 1971 öncesi Pakistan'ın İslami kimliğine döndürmeyi amaçlıyor. Bu durum, bölgede mezhepsel gerilimleri tırmandırabilir. Öte yandan, Bangladeş'in tekstil ihracatı ve Hazar Denizi'ndeki enerji kaynaklarına olan ilgisi nedeniyle Çin ve Hindistan arasındaki rekabet de bu dini ayrışmadan etkileniyor. Pekin yönetimi, Dakka ile askeri işbirliğini artırırken, Delhi ise Bangladeş'in laik yapısını korumasını istiyor. Ancak Batılı diplomatlar, ülkedeki azınlık hakları ihlallerinin uluslararası yardım akışını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.
BM İnsan Hakları Konseyi'ne sunulan bir raporda, Bangladeş'te dini azınlıklara yönelik saldırıların sistematik hale geldiği belirtildi. Raporda özellikle Hindu ve Sufi topluluklarının hedef alındığı vurgulandı. Bangladeş hükümeti ise bu iddiaları reddederek, olayların münferit olduğunu savunuyor. Ancak bağımsız gözlemciler, polis kayıtlarında birçok saldırının 'olay yok' olarak kaydedildiğini ortaya çıkardı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bangladeş'te Sufilere yönelik saldırılar, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, bölgesel istikrar açısından endişe verici. Türkiye, Diyanet İşleri Başkanlığı ve TİKA aracılığıyla Bangladeş'te Sufi geleneklerini destekleyen projeler yürütüyor. Saldırıların artması, bu projelerin güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, Güney Asya'da dini radikalizmin yükselişi, Türkiye'nin Afganistan ve Pakistan'daki etkinlik alanını da daraltabilir. Ekonomik boyutta ise, Bangladeş'teki istikrarsızlık Türk tekstil yatırımcılarını olumsuz etkileyebilir; çünkü Türk firmaları, hazır giyim sektöründe Bangladeş'te ortaklıklar kurmuş durumda. Bu nedenle Ankara'nın, Dakka yönetimini azınlık hakları konusunda daha fazla baskı yapması ve radikal grupların finansman kaynaklarını kurutması beklenebilir.