Kanada'nın Toronto kentinde yaşayan Nicole Austin, Jamaikalı büyükannesinden kalma bir bamya çeşidini yıllardır özenle yetiştiriyor. Bu sıradan bir sebze değil; Afrika diasporasının unutulmuş bir yadigarı. Austin'in hikayesi, göç ve tarımsal çeşitliliğin kesiştiği noktada, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede geleneksel bilginin önemini gözler önüne seriyor. Okra olarak bilinen bamya, özellikle Afrika kökenli topluluklarda kültürel bir simge haline gelmiş durumda.
Unutulmuş bir tohumun yolculuğu
Nicole Austin, Ontario'nun Oshawa kentinde büyürken Jamaikalı babası sayesinde bamyayla tanıştı. Ancak onun için gerçek bağ, Jamaika'ya yaptığı bir ziyaret sırasında büyükannesinin bahçesinde gördüğü bir bitkiyle başladı. Büyükannesinin 'köy bamyası' adını verdiği bu çeşit, ticari bamyalardan farklı olarak daha ince, daha uzun ve daha lezzetliydi. Austin, "Bu bamya benim için sadece bir sebze değil; ailemin, kültürümün bir parçası" diyor.
Austin, bu tohumları Toronto'ya getirip kendi bahçesinde ekmeye başladı. Yıllar içinde tohumları çoğalttı ve diğer Afrika kökenli Kanadalılarla paylaştı. Ona göre bamya, Afrika diasporasının ortak bir bağı: "Bamya, kölelik döneminde Afrika'dan getirilen ve yeni dünyada hayatta kalmamızı sağlayan bir bitki. Onu yetiştirmek, atalarımıza saygı duruşu."
Bu tür yadigâr tohumlar, endüstriyel tarımın tektipleştirdiği gıda sistemine karşı bir direnç noktası oluşturuyor. Dünya genelinde mahsul çeşitliliğinin yüzde 75'inin kaybolduğu tahmin edilirken, Austin gibi küçük çiftçiler genetik çeşitliliğin korunmasında kritik rol oynuyor.
Küresel iklim krizinde geleneksel bilgi
Bamya, sıcak iklim bitkisi olarak bilinir. Ancak Austin, Kanada'nın kısa yazlarına rağmen bu türü başarıyla yetiştirmeyi başardı. Bu durum, iklim değişikliğine uyum sağlamada geleneksel çeşitlerin potansiyelini ortaya koyuyor. Bilim insanları, yadigâr tohumların kuraklık, hastalık ve sıcaklık dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı olabileceğini belirtiyor.
Kanada'da bamya genellikle Latin Amerika ve Asya marketlerinde bulunsa da, Austin'in yetiştirdiği çeşit farklı bir hikâye anlatıyor. O, bu bamyayı sadece bir yiyecek olarak değil, aynı zamanda bir kültürel miras olarak görüyor. Toronto'nun çok kültürlü yapısında bu tür girişimler, göçmen toplulukların kimliklerini korumasına yardımcı oluyor.
Afrika diasporasının tarımsal mirası, sadece bamya ile sınırlı değil. Kara göz bezelyesi, örümcek bitkisi ve manyok gibi birçok bitki, köle ticareti yoluyla Amerika'ya taşındı. Ancak bu bitkilerin çoğu, endüstriyel tarımın baskısı altında kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Austin'in çabaları, bu kaybı önlemeye yönelik küçük ama anlamlı bir adım.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, geleneksel tarım çeşitliliği açısından zengin bir ülke. Ancak küresel iklim değişikliği, Türkiye'de de mahsul desenini tehdit ediyor. Yadigâr tohumların korunması ve yerel çeşitlerin teşviki, gıda güvenliği için hayati önem taşıyor. Nicole Austin'in hikâyesi, Türkiye'deki ata tohumu projelerine ilham verebilir. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan yüzlerce yerel buğday ve sebze çeşidi, iklim değişikliğine uyum için önemli bir genetik kaynak sunuyor. Türkiye, bu çeşitliliği koruyarak hem kendi gıda egemenliğini güçlendirebilir hem de küresel gıda krizine karşı bir sigorta oluşturabilir.