Batı Şeria'nın kuzeydoğusunda, Eriha yakınlarındaki Ayn el-Auja köyü, yıllardır süren İsrailli yerleşimci saldırıları ve su kaynaklarının sistematik olarak gasp edilmesi sonucu haritadan silindi. Filistin topraklarında yaşanan bu sessiz felaket, uluslararası toplumun gözleri önünde gerçekleşirken, köyün sakinleri zorla göç ettirildi ve geriye yalnızca yıkık evler ile kuruyan su kuyuları kaldı. Ayn el-Auja'nın trajedisi, işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilerin karşılaştığı sistematik baskının en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçiyor.
Yerleşimci Şiddeti ve Suyun Silah Olarak Kullanılması
Ayn el-Auja köyü, onlarca yıldır İsrailli yerleşimcilerin ve ordunun hedefiydi. Köy halkı, tarım ve hayvancılıkla uğraşarak geçimini sağlıyordu; ancak 1967'deki işgalden bu yana, yerleşimciler bölgede kontrolü ele geçirmek için sistematik olarak şiddet uyguladı. Ağaçlar söküldü, evler yıkıldı ve insanlar sürekli taciz edildi. Ancak en yıkıcı saldırı, su kaynaklarına yönelikti. Köyün ana su kaynağı olan pınar, İsrail su şirketi Mekorot tarafından kesildi ve yerleşimcilerin kullandığı borulara yönlendirildi.
Zamanla, Ayn el-Auja'nın tarım arazileri çölleşti, hayvanlar öldü ve insanlar yaşam mücadelesi vermeye başladı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, köy nüfusu son on yılda üçte iki oranında azaldı. Birçok aile, çocuklarının geleceği için göç etmek zorunda kaldı. Köyün muhtarı Muhammed Salih, yaşananları şöyle anlatıyor: "Biz bu topraklarda doğduk, büyüdük; ama şimdi suyumuz çalındı, topraklarımız elimizden alındı. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok."
İsrail yönetimi ise, su kaynaklarının 'ortak kullanım' altında olduğunu ve yerleşimcilere öncelik tanındığını savunuyor. Ancak uluslararası hukuk, işgal altındaki topraklarda doğal kaynakların işgalci güç tarafından kullanılmasını yasaklıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), raporlarında bu uygulamaların savaş suçu oluşturabileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Ayn el-Auja'nın yok oluşu, sadece bir köyün trajedisi değil; aynı zamanda Filistin meselesinin geleceği açısından da kritik bir örnek teşkil ediyor. Batı Şeria'daki yerleşimci şiddeti ve su kaynaklarının kontrolü, İsrail-Filistin çatışmasının çözümünü her geçen gün daha da zorlaştırıyor. İsrail'in 1967 sınırlarını tanımayan yerleşim politikaları, iki devletli çözümün uygulanabilirliğini ortadan kaldırıyor.
İnsan hakları örgütleri, uluslararası toplumu harekete geçmeye çağırıyor; ancak ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, bu tür olayların önlenmesini engelliyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen kararlar, İsrail'in yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulasa da, bu kararların bağlayıcılığı yok.
Ayn el-Auja'da yaşananlar, iklim krizi ve su kıtlığıyla mücadele bağlamında da önemli bir örnek. Bölgede su kaynakları giderek kıtlaşırken, bu kaynakların adil paylaşımı her zamankinden daha kritik hale geliyor. İsrail'in su politikaları, Filistinlilere uygulanan bir tür 'su apartheidı' olarak nitelendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, Ayn el-Auja'daki bu trajediyi yakından takip ediyor. Ankara, uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunurken, bu tür olaylar Türkiye-İsrail ilişkilerinde de gerilim yaratıyor. Türkiye'nin BM nezdindeki girişimleri ve Filistin'e yönelik insani yardımları, bölgesel liderlik iddiasının bir parçası. Su kaynaklarının adil paylaşımı konusu, Türkiye'nin sınır aşan sular politikasıyla da örtüşen bir boyut taşıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesindeki tutumunu güçlendirirken, İsrail ile ilişkilerdeki hassas dengenin de önemini ortaya koyuyor.