Son yılların popüler ofis trendi ayakta çalışma masaları, sağlık bilincine sahip çalışanların vazgeçilmezi haline gelmişti. Ancak yeni araştırmalar, bu masaların oturarak çalışmaya kıyasla kalp sağlığı açısından beklenen faydayı sağlamadığını, hatta bazı durumlarda dolaşım sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Uzmanlar, işyerlerinde masabaşı çalışanların hareket etme alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini vurguluyor.
Gelişmenin arka planı
İngiltere'de yapılan ve 83 binden fazla yetişkinin verilerini inceleyen kapsamlı bir araştırma, günde ortalama dokuz ila on saatini oturarak geçiren bireylerin kalp-damar hastalıkları ve inme riskinin, daha az oturanlara göre belirgin şekilde yüksek olduğunu ortaya koydu. Ancak araştırmanın en çarpıcı bulgusu, katılımcıların oturma süresini azaltıp ayakta geçirdikleri süreyi artırmalarının bu riski azaltmaması oldu. Uzmanlar, uzun süre hareketsiz kalmanın olumsuz etkilerinin, sadece pozisyon değiştirmekle telafi edilemeyeceğini belirtiyor.
Sidney Üniversitesi'nden Profesör Emmanuel Stamatakis, araştırmanın başyazarı olarak yaptığı açıklamada, "Ayakta durmak, vücudu oturmaya göre daha fazla zorlamaz; bu nedenle kalori yakımı veya kas aktivitesi açısından anlamlı bir fark yaratmaz. Asıl önemli olan, gün içinde düzenli aralıklarla hareket etmek ve kan dolaşımını canlı tutmaktır" ifadelerini kullandı. Araştırmacılar, ayakta durmanın aşırı uzun süreler uygulandığında varisli damarlar ve derin ven trombozu gibi dolaşım sorunlarına zemin hazırlayabileceği konusunda da uyarıyor.
Çalışmanın bulguları, sağlıklı yaşam trendleriyle özdeşleşen ayakta çalışma masalarının pazarlama stratejilerine de gölge düşürdü. Sektörün önde gelen şirketleri, ürünlerinin sağlık iddialarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalabilir. İşyeri ergonomisi danışmanı Dr. Fiona Thompson, "Ayakta çalışma masaları tek başına bir çözüm değil; asıl hedef, çalışanların masa başında geçirdiği uzun saatleri kırmak ve hareketliliği teşvik etmek olmalı" dedi.
Bölgesel veya küresel boyut
Küresel sağlık otoriteleri, hareketsiz yaşam tarzının dünya genelinde ölümlerin dördüncü önde gelen risk faktörü olduğunu hatırlatıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, yetişkinlerin yaklaşık dörtte biri yeterli fiziksel aktivite yapmıyor. Bu durum, gelişmiş ülkelerde ofis çalışanlarının büyük bölümünü etkiliyor ve bu nedenle 'oturma hastalığı' kavramı literatüre girmiş durumda.
Uzmanlar, bu yeni araştırmanın ışığında, işverenlerin çalışanlarına sadece ayakta çalışma seçeneği sunmak yerine, gün içinde kısa yürüyüş molaları ve esneme egzersizleri gibi daha kapsamlı bir sağlık programı uygulamalarını öneriyor. Şirketlerin bu konuda attığı adımlar, hem çalışan memnuniyetini artırabilir hem de sağlık giderlerini düşürebilir. Özellikle teknoloji ve finans sektörü gibi yoğun masa başı çalışmanın yaygın olduğu alanlarda bu değişim daha kritik hale geliyor.
İngiltere Kalp Vakfı'ndan kardiyolog Dr. James Leiper, "Oturma süresini azaltmak elbette önemli, ancak asıl hedef, gün boyunca hareket etmeye devam etmek" diyerek, çalışanların her 30 dakikada bir birkaç dakika yürüyüş yapmalarını öneriyor. Araştırma, bu tür kısa araların kan şekeri seviyelerini dengeleyebildiğini, kas yorgunluğunu azalttığını ve genel enerjiyi artırdığını da gösteriyor.
Öte yandan ayakta çalışma masası piyasası, pandemi sonrası evden çalışma düzeninin yaygınlaşmasıyla hızla büyümüştü. Küresel çapta milyarlarca dolarlık bir pazara ulaşan bu ürünlerin satış rakamları, sağlık bilincinin artmasıyla paralel ilerliyor. Yeni araştırmanın bu pazardaki büyümeyi yavaşlatması beklenmiyor, ancak şirketlerin pazarlama dilini daha bilimsel temellere oturtması gerekebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de son yıllarda teknoloji ve finans başta olmak üzere birçok sektörde ayakta çalışma masaları popülerlik kazandı. Özellikle İstanbul ve Ankara'daki modern ofis alanlarında bu ürünlerin yaygınlaşması ciddi bir pazar oluşturuyor. Ancak Türkiye'de ofis çalışanları arasında uzun süre hareketsiz kalma oranı düşünüldüğünde, bu gelişme, iş sağlığı ve güvenliği politikalarının yeniden ele alınması açısından önem taşıyor. Türk şirketlerin, çalışan sağlığına yönelik daha kapsamlı programlar uygulaması, hem bireysel verimliliği artırabilir hem de sağlık sistemine binen yükü hafifletebilir. Ayrıca, bu alanda faaliyet gösteren Türk girişimcilerin, ürün geliştirme süreçlerinde bilimsel verilere öncelik vermesi küresel pazarda rekabet gücü kazandırıcı bir etken olabilir.