İsviçre merkezli banka UBS tarafından yayımlanan bir rapor, Avustralya'da servet eşitsizliğinin çarpıcı boyutlara ulaştığını ortaya koydu. Rapora göre, 2020 yılından bu yana Avustralya'da medyan servet (ortalama servetin ortanca değeri) yaklaşık yüzde 7 oranında azalırken, aynı dönemde ülke 25 binden fazla yeni milyonere kavuştu. Bu durum, zenginlerin servetinin arttığı, ancak toplumun büyük kesiminin ekonomik olarak gerilediği bir "büyüyen uçurum" tablosu çiziyor.
Artan eşitsizlik ve milyoner patlaması
UBS'in Küresel Servet Raporu 2024'e göre, Avustralya'da medyan yetişkin serveti 2020'de 145.240 dolarken 2023'te 134.800 dolara düştü. Bu, yaklaşık yüzde 7'lik bir kayba işaret ediyor. Buna karşın, ülkedeki milyoner sayısı aynı dönemde 1,7 milyondan 1,75 milyona yükseldi. Raporda, "Avustralya'da zenginlerle geniş halk kitlesi arasında büyüyen bir uçurum var" ifadesi kullanıldı. Bankanın verilerine göre, Avustralya'daki en zengin yüzde 10'luk kesim, ülkedeki toplam servetin yaklaşık yüzde 46'sını elinde tutuyor. Bu oran 2020'de yüzde 41 seviyesindeydi.
Küresel bir eğilimin yansıması
Avustralya'daki bu tablo, küresel çapta gözlemlenen bir eğilimin parçası. Dünya genelinde de pandemi sonrası dönemde merkez bankalarının uyguladığı gevşek para politikaları ve düşük faizler, varlık fiyatlarını yukarı çekerken, mevcut servet sahiplerinin daha da zenginleşmesine yol açtı. Öte yandan enflasyon ve konut fiyatlarındaki artış, sabit gelirli ve varlık birikimi sınırlı olan kesimlerin yaşam standardını düşürdü. UBS raporu, Avustralya'nın yanı sıra benzer eğilimlerin ABD, Kanada ve bazı Avrupa ülkelerinde de görüldüğünü belirtiyor. Avustralya'da özellikle konut fiyatlarındaki hızlı artış, ev sahibi olmayanları olumsuz etkilerken, ev sahiplerinin servetini artırdı. Bu da eşitsizliği derinleştiren faktörler arasında sayılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'de de benzer eğilimlerin izlenebileceğini düşündürüyor. Türkiye'de enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları, varlık dağılımındaki adaletsizliği daha da belirgin hale getirebilir. Rapordaki Avustralya örneği, küresel kapitalizmin kriz dönemlerinde zengini koruyup yoksulu daha da kırılganlaştırdığını bir kez daha teyit ediyor. Türkiye için bu, sadece bir uyarı değil, aynı zamanda vergi politikaları ve sosyal koruma mekanizmalarının önemini vurgulayan bir ders niteliğindedir. Küresel ekonomideki bu eğilim, Türk dış politikası açısından da gelir dağılımı ve toplumsal huzur konularının ön planda tutulması gerektiğini işaret etmektedir.