Avustralya, İsrail'in Gazze'de Dünya Merkez Mutfağı (World Central Kitchen - WCK) yardım çalışanlarının ölümüne ilişkin cezai soruşturma başlatmama kararına öfkeyle tepki gösterdi. Canberra yönetimi, Tel Aviv'in büyükelçisini Dışişleri Bakanlığı'na çağırarak kararı protesto etti. Olay, geçtiğimiz Nisan ayında İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde düzenlediği hava saldırısında 7 WCK çalışanının hayatını kaybetmesinin ardından yaşanan diplomatik krizin yeni bir aşaması olarak değerlendiriliyor.
Olayın Arka Planı
1 Nisan 2024'te İsrail ordusu, Gazze'nin güneyindeki Deyr el-Balah kentinde, yardım konvoyunda bulunan WCK araçlarını hedef almıştı. Saldırıda, aralarında Avustralya, Britanya, Polonya ve Filistin vatandaşlarının da bulunduğu 7 yardım gönüllüsü yaşamını yitirmişti. WCK, kurucusu ünlü şef José Andrés yönetiminde, savaş sırasında Gazze'ye deniz yoluyla insani yardım ulaştıran öncü kuruluşlardan biriydi. Saldırı, uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmış, İsrail'e yönelik insani yardım eleştirilerini artırmıştı.
İsrail ordusu, olayın ardından yaptığı açıklamada, konvoyun "yanlışlıkla" hedef alındığını ve bunun "ciddi bir hatadan" kaynaklandığını kabul etmişti. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından yürütülen ön soruşturmada, iki subayın görevden alındığı ve üst düzey komutanların kınandığı belirtilmişti. Ancak geçtiğimiz günlerde İsrail hükümeti, olayla ilgili cezai kovuşturma başlatılmayacağını duyurdu. Bu karar, özellikle hayatını kaybeden yardım çalışanlarının aileleri ve Avustralya dahil ilgili ülkeler tarafından büyük bir hayal kırıklığıyla karşılandı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, yaptığı açıklamada, "İsrail'in bu kararını derin üzüntüyle öğrendik. Yardım çalışanlarının ölümüyle ilgili hesap verebilirlik sağlanmaması, uluslararası insancıl hukukun ciddi şekilde ihlali anlamına gelir" ifadelerini kullandı. Wong, İsrail Büyükelçisi Amir Maimon'u Dışişleri Bakanlığı'na çağırarak Avustralya hükümetinin görüşlerini iletti. Bu, Avustralya'nın İsrail'e yönelik en sert diplomatik adımlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Karar, küresel ölçekte İsrail'e yönelik uluslararası baskıyı artırabilir. Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, sivil yardım çalışanlarının korunmasının uluslararası hukukun temel bir gereği olduğunu vurguluyor. Öte yandan İsrail, soruşturmanın "titizlikle ve bağımsız olarak" yürütüldüğünü ancak kovuşturmaya yeterli delil bulunmadığını savunuyor. Bu açıklama, özellikle İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları sırasında insani yardım kuruluşlarına yönelik artan tehditlerin devam ettiği bir dönemde, uluslararası toplumda güven bunalımına yol açtı. Uzmanlar, İsrail'in bu tutumunun, savaş suçları iddialarıyla ilgili Uluslararası Ceza Mahkemesi'ndeki incelemeleri ve Gazze'deki insani durumu daha da karmaşık hale getirebileceği görüşünde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Gazze'deki insani krize yönelik tutarlı eleştirilerini ve Filistin davasına verdiği desteği güçlendiriyor. Türkiye, daha önce İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını "soykırım" olarak nitelendirmiş ve Uluslararası Adalet Divanı'ndaki dava sürecine müdahil olmuştu. İsrail'in WCK çalışanlarının ölümüyle ilgili hesap vermekten kaçınması, Ankara'nın İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği yönündeki tezini destekleyen yeni bir argüman oluşturuyor. Türkiye'nin bu konuyu BM Genel Kurulu ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda gündeme getirmesi ve uluslararası toplumu İsrail'e yönelik yaptırımlara çağırması beklenebilir. Dolayısıyla bu olay, Türkiye'nin bölgesel ve küresel insani diplomasi gündeminde önemli bir referans noktası haline gelebilir.