Avustralya'da açıklanan çarpıcı enflasyon verileri, ülkenin önde gelen ekonomistlerini merkez bankasının (RBA) önümüzdeki ay faiz oranlarını artırabileceği konusunda hemfikir olmaya yöneltti. Goldman Sachs Group Inc. ve Commonwealth Bank of Australia gibi dev kurumlar, yılın geri kalanında faizlerin sabit kalacağı yönündeki önceki tahminlerini bir kenara bırakarak, eylül ayında bir faiz artırımı öngörmeye başladı. Bu gelişme, küresel piyasalarda Avustralya ekonomisinin seyrine ilişkin belirsizlikleri artırırken, diğer merkez bankalarının para politikaları üzerinde de potansiyel etkiler yaratabileceği değerlendiriliyor.
Enflasyon Verileri Beklentileri Aştı
Avustralya İstatistik Bürosu'nun Çarşamba günü açıkladığı verilere göre, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 6,8 artış gösterdi. Bu oran, piyasa beklentisi olan yüzde 6,2'nin oldukça üzerinde gerçekleşti. Çekirdek enflasyon olarak izlenen gösterge de yüzde 5,9 ile beklenenin üzerinde geldi. Özellikle konut, ulaşım ve gıda fiyatlarındaki artışlar, enflasyonun ana sürükleyicileri olarak öne çıktı.
Bu sürpriz veri, RBA'nın ağustos ayı toplantısına sadece haftalar kala geldi. Merkez bankası, geçtiğimiz yıl boyunca 12 kez faiz artırarak politika faizini yüzde 4,1 seviyesine çıkarmış, ardından temmuz ayında faizleri sabit tutmuştu. Ancak yüksek enflasyon, RBA'nın şahin duruşunu koruması gerektiğini ortaya koyuyor. Piyasalarda şu anda eylül ayında bir artırım ihtimali yüzde 70 civarında fiyatlanıyor; hatta bazı ekonomistler ağustos ayında bile sürpriz bir artırım olabileceğini dile getiriyor.
Goldman Sachs ekonomistleri, müşterilerine gönderdikleri notta, “Enflasyonun yapışkan olduğuna dair kanıtlar güçleniyor ve RBA'nın daha fazla sıkılaştırma yapması gerekecek” ifadelerini kullandı. Commonwealth Bank ise, “Veri, RBA'nın eylül toplantısında 25 baz puanlık bir artırıma gitme olasılığını belirgin şekilde artırdı” değerlendirmesinde bulundu. Diğer büyük bankalardan Westpac ve ANZ de benzer şekilde tahminlerini güncelleme yoluna gitti.
Küresel Etkiler ve Piyasa Tepkileri
Avustralya'nın enflasyon sorunu, yalnızca ülke içi bir mesele olmaktan çıkarak küresel ekonomi açısından da önemli sinyaller taşıyor. Avustralya, Çin başta olmak üzere Asya-Pasifik ekonomileriyle güçlü ticari bağları nedeniyle bölgesel bir barometre olarak görülüyor. Yüksek enflasyonun devam etmesi, merkez bankalarının “yüksek faiz daha uzun süre” politikasının küresel çapta kalıcı olabileceğine işaret ediyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırabilir ve küresel büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Piyasalar ise verilere sert tepki verdi. Avustralya doları, ABD doları karşısında değer kazanırken, hisse senedi piyasalarında satış baskısı yaşandı. Tahvil faizleri yükseldi; iki yıllık devlet tahvili getirisi, Mart ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Uzmanlar, RBA'nın önümüzdeki haftalarda açıklayacağı istihdam verileri ve enflasyon beklentileri anketlerinin, karar üzerinde belirleyici olacağını belirtiyor.
Öte yandan, Avustralya ekonomisi güçlü bir işgücü piyasasına sahip olmaya devam ediyor. İşsizlik oranı yüzde 3,5 ile neredeyse 50 yılın en düşük seviyesinde seyrediyor. Bu durum, merkez bankasının enflasyonla mücadelede daha agresif davranabileceği beklentisini güçlendiriyor. Ancak hanehalkları üzerinde artan borç yükü, faiz artırımının ekonomik yavaşlamayı derinleştirme riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya'daki faiz artırım beklentileri, gelişmiş ülke merkez bankalarının şahin duruşunun süreceğine işaret ediyor. Bu durum, küresel risk iştahını azaltarak gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışlarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, cari açık finansmanında dış kaynağa ihtiyaç duyduğundan, küresel likiditenin sıkılaşması Türk finansal piyasaları üzerinde ek baskı yaratabilir. Ayrıca, Avustralya'nın enerji ve emtia ihracatçısı olması nedeniyle, bu ülkede benimsenen para politikası küresel emtia fiyatlarını etkileyerek Türkiye'nin ithalat maliyetlerine yansıyabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin kendi para politikasındaki normalleşme adımları göz önüne alındığında, bu gelişmenin doğrudan bir yansıması olmasa da, küresel faiz ortamındaki bu görünüm, ithalat fiyatları ve kur üzerinden dolaylı kanallarla yakından izlenmelidir.