Avustralya'nın deniz koruma alanları ağının, ülkenin en hassas ve biyolojik çeşitlilik açısından zengin kıyı sularını korumak yerine, büyük ölçüde balıkçılık ve deniz taşımacılığı gibi insan faaliyetlerinin az olduğu, ulaşılması zor açık deniz bölgelerini kapsadığı bilimsel bir analizle ortaya kondu. Yüzlerce deniz bilimci, Çevre Bakanı'na gönderdikleri açık mektupta, benzersiz ve hassas deniz ekosistemlerinin daha güçlü koruma tedbirleriyle korunması çağrısında bulundu. Uzmanlar, mevcut koruma alanlarının ekonomik çıkarlara göre şekillendiğini ve koruma hedeflerinin kâğıt üzerinde kaldığını vurguluyor.
Koruma alanlarının yanlış yerleşimi
Avustralya Ulusal Üniversitesi ve Sydney Üniversitesi'nden araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma, ülkenin deniz koruma alanlarının yaklaşık dörtte üçünün, kıyıdan uzakta, az sayıda türün yaşadığı ve insan baskısının düşük olduğu bölgelerde toplandığını gösteriyor. Buna karşılık, mercan resifleri, deniz çayırı yatakları ve mangrov ormanları gibi kritik ekosistemlere ev sahipliği yapan kıyı sularının büyük bölümü koruma dışında tutuluyor.
Bilim insanları, Balıkçılık Yönetimi Yasası kapsamında belirlenen balıkçılık bölgelerinin koruma alanlarının yerleşiminde etkili olduğunu, bu nedenle ticari balıkçılığın yoğun olduğu kıyı şeridinin koruma kapsamı dışında bırakıldığını belirtiyor. Uzmanlar, koruma alanlarının seçiminde ekolojik kriterlerin yanı sıra maliyet ve sosyal kabulün de dikkate alınması gerektiğini, ancak şu anki uygulamanın bu dengenin bozulduğunu gösterdiğini ifade ediyor.
Küresel taahhütler ve gerçek durum
Avustralya hükümeti, 2030 yılına kadar kara ve deniz alanlarının yüzde 30'unu korumayı hedefleyen küresel Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi'ni imzalamış durumda. Ancak bilim insanları, mevcut koruma alanlarının büyük bölümünün sıkı koruma statüsüne sahip olmadığını; bazı alanlarda balıkçılık ve madencilik faaliyetlerinin sürdüğünü hatırlatıyor. Çevre örgütleri, Avustralya'nın uluslararası taahhütlerini yerine getirmekten uzak olduğunu, koruma alanlarının kalitesinin ve etkinliğinin artırılması gerektiğini savunuyor.
Uzmanlar, deniz koruma alanlarının iklim değişikliğinin etkilerine karşı ekosistemlerin direncini artırmada hayati rol oynadığını, ancak bu alanların doğru yerlerde planlanmaması durumunda bu işlevini yerine getiremeyeceğini vurguluyor. Avustralya'nın kuzey kıyılarındaki Büyük Set Resifi'nin mercan ağarması tehdidi altında olması, kıyı ekosistemlerinin korunmasının aciliyetini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya'daki bu tartışma, Türkiye'nin deniz koruma politikaları için de önemli dersler içeriyor. Türkiye, Akdeniz ve Ege'de deniz koruma alanlarını genişletme çalışmaları yürütüyor, ancak benzer şekilde korunan alanların çoğu kıyıdan uzak bölgelerde yoğunlaşıyor. Marmara Denizi'ndeki müsilaj sorunu ve Akdeniz'deki balık stoklarının azalması, ekosistemlerin korunmasının sadece kağıt üzerinde kalmaması gerektiğini gösteriyor. Türkiye, deniz koruma alanlarını belirlerken ekolojik öncelikleri göz önünde bulundurmalı ve balıkçılık ile turizm gibi sektörlerle dengeyi sağlayan, etkin yönetilen alanlar oluşturmalıdır.