Uzmanlar, Avustralya'nın ABD ile ittifakının, ülkeyi istemese de Çin ile savaşa çekebilecek bir bağımlılık yarattığı uyarısında bulunuyor. Çin'in yükselişiyle birlikte Avustralya'nın ABD savaş makinesine giderek daha fazla entegre olduğu ve bunun riskli bir strateji olduğu belirtiliyor. The Guardian'da yayımlanan analizde, Avustralya'nın egemenlik kaybı ve güvenlik ikilemi tartışılıyor.
Arka Plan: AUKUS ve Askeri Entegrasyon
Avustralya, Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD'nin en sadık müttefiklerinden biri oldu. Ancak Çin'in ekonomik ve askeri yükselişi, Canberra'yı zor bir denge politikasına itti. 2021'de imzalanan AUKUS (Avustralya, Birleşik Krallık, ABD) güvenlik paktı, Avustralya'ya nükleer denizaltı teknolojisi sağlamayı amaçlıyor. Bu anlaşma, Avustralya'nın ABD liderliğindeki Hint-Pasifik stratejisinin merkezine yerleşmesine neden oldu.
Avustralya topraklarında bulunan Pine Gap uydu istasyonu, ABD'nin istihbarat ve füze savunma sistemlerinin kritik bir parçası. Ayrıca, ABD Deniz Piyadeleri'nin Darwin'de konuşlandırılması ve ortak askeri tatbikatlar, iki ülke arasındaki askeri entegrasyonu derinleştirdi. Avustralya, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını destekleyen altyapıya ev sahipliği yapıyor.
Uzmanlara göre, bu entegrasyon Avustralya'nın dış politikada bağımsız hareket etme kapasitesini sınırlıyor. Örneğin, ABD-Çin geriliminde Avustralya'nın tarafsız kalması giderek zorlaşıyor. Avustralya, Çin'e karşı ABD'nin uyguladığı yaptırımlara katıldı ve Çin ile ticari ilişkileri zarar gördü. Çin, Avustralya'nın şarap, kömür ve arpa gibi ürünlerine yaptırım uyguladı.
Riskler ve Tartışmalar
Eleştirmenler, ABD'nin Avustralya'yı kendi çıkarları için kullandığını savunuyor. Avustralya, ABD'nin Tayvan veya Güney Çin Denizi'nde Çin ile yaşayacağı bir çatışmada otomatik olarak savaşa girebilir. Avustralya'nın savunma bütçesi son yıllarda önemli ölçüde arttı; 2023'te 50 milyar dolara yaklaştı. Ancak bu harcamalar, ülkenin güvenliğini garanti etmiyor, aksine Çin'in hedefi haline getiriyor.
Avustralya kamuoyunda da ittifaka yönelik sorgulamalar var. Bazı kesimler, ülkenin bağımsız bir savunma politikası izlemesi gerektiğini düşünüyor. Ancak ana akım siyaset, ABD ittifakını Avustralya güvenliğinin temeli olarak görüyor. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, ittifakın 'hayati' olduğunu vurguluyor.
Öte yandan, Çin Avustralya'nın en büyük ticari ortağı olmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 200 milyar doları aşıyor. Bu ekonomik bağımlılık, Avustralya'nın ABD ile askeri işbirliğini sürdürürken Çin ile ilişkilerini dengelemesini gerektiriyor. Ancak ABD'nin baskısı, bu dengeyi giderek zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avustralya'nın durumu, Hint-Pasifik bölgesindeki diğer ülkeler için de bir örnek teşkil ediyor. Japonya, Güney Kore ve Filipinler de benzer şekilde ABD ile ittifak içinde ve Çin ile ilişkilerini yönetmeye çalışıyor. Ancak Avustralya'nın coğrafi konumu ve ABD ile olan derin entegrasyonu, onu daha riskli bir konuma sokuyor.
Çin, AUKUS'u 'Asya-Pasifik'te istikrarı bozan bir hamle' olarak nitelendiriyor ve bölgede silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. ABD ise ittifakın savunma amaçlı olduğunu ve Çin'in saldırgan davranışlarına karşı olduğunu savunuyor. Bu gerilim, bölgedeki küçük ülkeleri de taraf seçmeye zorluyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Avustralya'nın uzun vadede kendi savunma kapasitesini güçlendirmesi ve ABD'ye olan bağımlılığını azaltması gerektiğini belirtiyor. Ancak bu, kısa vadede kolay değil. Avustralya'nın nükleer denizaltı projesi onlarca yıl sürecek ve milyarlarca dolar maliyet gerektirecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya-ABD-Çin üçgenindeki gerilim, Türkiye'nin dış politikası için dolaylı da olsa önemli dersler içeriyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefik ancak aynı zamanda Rusya ve Çin ile de ilişkilerini geliştiriyor. Avustralya örneği, bir ülkenin bir süper güce aşırı bağımlı hale gelmesinin egemenlik ve güvenlik açısından riskler taşıdığını gösteriyor. Türkiye, savunma sanayisinde yerli üretimi artırarak ve çok yönlü diplomasi izleyerek benzer bir tuzağa düşmekten kaçınıyor. Ayrıca, Hint-Pasifik'teki istikrarsızlık, küresel ticaret yollarını ve enerji güvenliğini etkileyerek Türkiye'yi de dolaylı yoldan etkileyebilir.