Avrupa Birliği, savunma harcamalarını artırma konusunda uzun süredir devam eden tartışmalara rağmen, ortak bir savunma çerçevesi oluşturamadığı takdirde, üye ülkelerin bireysel çabalarının yetersiz kalacağı yönünde uyarılar artıyor. Almanya’nın savunma alanında tek başına hareket etme eğilimi, Avrupa’nın kritik askeri varlıklarda ABD’ye bağımlılığını sürdürmesine neden olabilir. Bu durum, Avrupa’nın stratejik özerklik hedefleriyle çelişiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa savunması büyük ölçüde NATO şemsiyesi altında ve ABD’nin liderliğinde şekillendi. Ancak son yıllarda, özellikle ABD’nin Asya-Pasifik’e yönelmesi ve Avrupa’dan askeri varlığını kısmen çekmesi, AB ülkelerini kendi savunmalarını üstlenmeye zorluyor. Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olarak bu alanda kilit rol oynuyor. Berlin, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşının ardından 100 milyar euroluk özel bir savunma fonu oluşturdu ve savunma harcamalarını GSYH’nin %2’sine çıkarma sözü verdi. Ancak eleştirmenler, bu çabaların AB düzeyinde koordine edilmemesi halinde verimsiz olacağını ve Avrupa’nın toplam savunma kapasitesini sınırlayacağını belirtiyor.
AB’nin savunma politikasındaki temel sorun, kaynakların birleştirilerek ortak projelere yönlendirilememesi. Örneğin, Avrupa Savunma Fonu ve Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) gibi girişimler mevcut, ancak bunlar sınırlı kapsama sahip ve üye ülkeler arasında güven eksikliği var. Almanya’nın yurt dışı askeri operasyonları ve silah alımlarında sıklıkla ulusal çıkarları ön planda tutması, ortak bir Avrupa savunma kimliği oluşturmayı zorlaştırıyor. Örneğin, Berlin’in ABD’den F-35 savaş uçağı satın alma kararı, Avrupa’nın kendi savaş uçağı programı olan FCAS’a (Geleceğin Savaş Hava Sistemi) şüpheyle yaklaşıldığı yorumlarına yol açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Almanya’nın savunmada yalnız hareket etmesi, bir bütün olarak Avrupa’nın güvenlik mimarisini zayıflatıyor. Fransa, Avrupa stratejik özerkliğinin en güçlü savunucularından biri olarak, ortak bir Avrupa savunma konseyinin oluşturulmasını ve üye ülkelerin silah alımlarını koordine etmesini istiyor. Ancak Almanya, bu tür girişimlere temkinli yaklaşıyor. Bunun bir nedeni, Berlin’in NATO’ya olan bağlılığı ve ABD ile güvenlik ilişkisine verdiği önem. Diğer bir neden ise, Alman kamuoyunun ve siyasi partilerin, Avrupa’nın savunma harcamalarında daha büyük bir rol üstlenmesi konusunda bölünmüş olması.
Küresel ölçekte, Avrupa’nın savunma kabiliyetindeki zayıflık, Çin ve Rusya gibi rakiplerin elini güçlendiriyor. ABD’nin Avrupa’daki varlığını azaltması halinde, Avrupa’nın kendi başının çaresine bakamaması, NATO’nun caydırıcılığını zayıflatabilir. Aynı zamanda, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarındaki verimsizlik, Amerikan silah endüstrisine bağımlılığı artırıyor. Örneğin, birçok AB ülkesi, yerli üretim yerine ABD’den Patriot hava savunma sistemleri veya F-35’ler satın alıyor. Bu durum, Avrupa’nın teknolojik bağımsızlığını ve endüstriyel tabanını zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa’nın savunma yapısındaki bu belirsizlik, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesi olarak Avrupa güvenliğinde kritik bir rol oynuyor. Avrupa’nın kendi savunmasında daha bağımsız hale gelmesi, Türkiye’nin savunma sanayiindeki yükselişiyle birleştiğinde, Ankara’yı Avrupa için daha değerli bir ortak haline getirebilir. Öte yandan, Almanya’nın ABD’ye yönelmesi, Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması gibi sorunları derinleştirebilir. Almanya’nın savunmada tek başına hareket etmesi, Ege ve Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini de etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte Avrupa savunma projelerine katılımını artırarak ve NATO içindeki konumunu güçlendirerek kendi çıkarlarını korumaya çalışacaktır.