Birleşmiş Milletler'in (BM) tarihi nitelikteki onarıcı adalet kararının ardından Avrupa ülkeleri, sömürge geçmişlerinin hukuki ve mali sonuçlarıyla yüzleşmeye başlıyor. 19 Haziran 2026'da kabul edilen karar, küresel bir tazminat çerçevesi oluşturmayı hedefliyor ve kölelik, sömürgecilik ve soykırım gibi tarihsel adaletsizliklerin giderilmesini öngörüyor. Ancak Avrupa'nın bu sürece yaklaşımı, sembolik hatırlama ve yağmalanmış eserlerin iadesinin ötesine geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Karar, özellikle eski sömürge güçleri olan Britanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Portekiz ve İspanya'yı doğrudan etkiliyor.
Gelişmenin arka planı: BM kararı ve küresel yankıları
BM Genel Kurulu'nda oybirliğiyle kabul edilen karar, uluslararası hukukta emsal niteliği taşıyor. Karar, devletlerin tarihsel adaletsizlikler için maddi ve manevi tazminat ödemesini, toprak iadesini, kültürel varlıkların geri verilmesini ve kurumsal reformları içeren kapsamlı bir çerçeve sunuyor. BM İnsan Hakları Konseyi'nin üç yıllık çalışmaları sonucunda hazırlanan belge, 30'dan fazla eski sömürge ülkesinin ortak girişimiyle gündeme gelmişti.
Avrupa Birliği ülkeleri ise karara temkinli yaklaşıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, konuyla ilgili bir komisyon kurulduğunu ancak tazminat yerine "ortak tarih yazımı" çağrısı yaptı. Britanya Başbakanı ise kölelik karşıtı hareketin tarihsel rolüne vurgu yaparak doğrudan ödeme fikrine mesafeli duruyor. Belçika ve Hollanda ise somut adımlar atmaya hazır olduklarını belirtiyor. Öte yandan, eski sömürge ülkeleri Barbados, Jamaika, Haiti, Cezayir ve Kenya gibi ülkeler, kararı memnuniyetle karşılayarak mali tazminat taleplerini yinelemektedir.
Bölgesel ve küresel boyut: Tazminat tartışmasının jeopolitik etkileri
BM kararı, yalnızca Avrupa için değil, küresel güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Afrika Birliği ve Karayip Topluluğu (CARICOM) ülkeleri, tazminat kampanyalarını uluslararası platformlara taşımış durumda. CARICOM'un 2014'te başlattığı "Onarıcı Adalet Komisyonu" çalışmaları, BM kararıyla hukuki dayanak kazandı. Çin ve Rusya gibi BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri, kararı destekleyerek Batılı ülkeler üzerinde baskı oluşturmayı hedefliyor.
Ancak kararın bağlayıcılığı konusunda tartışmalar sürüyor. ABD ve İsrail karara çekimser kalırken, bazı Avrupa ülkeleri "geçmişin sorumluluğunun bugünkü vergi mükelleflerine yüklenemeyeceği" gerekçesiyle itiraz ediyor. Uzmanlar, sembolik adımların (anıt dikme, özür) yeterli olmadığını, yapısal eşitsizlikleri gidermek için somut mali transferler ve kalkınma yardımlarının artırılması gerektiğini vurguluyor. Küresel Güney ülkeleri, bu sürecin iklim adaleti tartışmalarıyla da bağlantılı olduğunu, tarihsel sorumlulukların iklim krizine uyarlanması gerektiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, sömürge geçmişi olmayan bir ülke olarak bu tartışmanın doğrudan bir muhatabı değildir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun eski topraklarında yaşanan tarihsel adaletsizlikler ve Lozan Antlaşması çerçevesinde gündeme gelen tazminat talepleri, benzer tartışmaların Türkiye'yi de etkileyebileceğini gösteriyor. Ayrıca Afrika ve Ortadoğu'da artan etkinliği göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu süreçte arabulucu veya model ülke rolü oynama potansiyeli bulunuyor. BM kararının, uluslararası hukuk sisteminde emsal teşkil etmesi durumunda, Türkiye'nin Kıbrıs, Ermeni soykırımı iddiaları ve diğer tarihsel uyuşmazlıklarda karşı tazminat davalarıyla karşılaşma riski olsa da, bu konu henüz gündemde değildir.