Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman'ın Avrupa ve ABD arasındaki verimlilik farkını değerlendirirken kullandığı satın alma gücü paritesi (SGP) ölçütü, gerçek tabloyu yansıtmıyor. Avrupa'nın ABD'ye verimlilikte fazla geride olmadığı iddiasını savunan Krugman, bu yanıltıcı metrik nedeniyle aslında büyüyen bir uçurumu göz ardı ediyor. Doğru ölçüm, Amerikan ekonomisinin verimlilikte Avrupa'ya açık ara fark attığını ve bu farkın giderek arttığını gösteriyor.
Yanlış Ölçüt, Yanıltıcı Sonuçlar
Krugman, The New York Times'daki köşesinde Avrupa'nın verimlilikte ABD'yi yakaladığını savunurken SGP'ye dayalı GSYİH verileri kullanıyor. Ancak SGP, ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklarını düzeltirken, ticarete konu olmayan hizmetlerin fiyatlarını abartarak verimlilik karşılaştırmalarını bozuyor. OECD ve IMF'nin yayımladığı saat başına GSYİH verileri ise Amerikan ekonomisinin son yirmi yılda Avrupa'dan belirgin şekilde daha hızlı büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Örneğin, 2000 yılında ABD saat başına GSYİH'sı 100 puan kabul edildiğinde, Almanya 95, Fransa 90 seviyesindeyken 2024 itibarıyla ABD 130'a yükselirken Almanya 105, Fransa 100 puanda kaldı. İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde ise durum daha vahim: İngiltere 90, İtalya 80 puana geriledi. Bu veriler, Krugman'ın "Avrupa'nın verimlilik açığı abartılıyor" tezinin aksine, ABD'nin açık ara lider olduğunu ve farkın derinleştiğini kanıtlıyor.
Küresel Etkiler: Teknoloji ve Yatırım Savaşı
Verimlilik farkı sadece kağıt üzerinde kalmıyor, gerçek ekonomik dinamiklere de yansıyor. ABD'nin teknoloji devleri (Silicon Valley), yenilenebilir enerji yatırımları ve yapay zeka alanındaki atılımları, verimlilik artışını hızlandıran temel faktörler. Avrupa ise düzenleyici engeller, yüksek enerji maliyetleri ve demografik yaşlanma nedeniyle bu alanda geride kalıyor. ABD Merkez Bankası (Fed) faiz politikalarıyla enflasyonu kontrol altında tutarken, Avrupa Merkez Bankası daha yavaş büyüme ile mücadele ediyor.
Bu durum, küresel yatırım akışlarını da etkiliyor. Uluslararası yatırımcılar, daha yüksek verimlilik ve kârlılık vaat eden ABD'ye yönelirken, Avrupa'ya gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı azalıyor. Özellikle teknoloji ve Ar-Ge yoğun sektörlerde ABD'nin ezici üstünlüğü, Avrupa'nın rekabet gücünü zayıflatıyor. AB, dijital dönüşüm ve yeşil mutabakat gibi projelerle bu açığı kapatmaya çalışsa da, sonuçlar henüz istenen düzeyde değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Avrupa ile ekonomik entegrasyonu ve gümrük birliği ilişkisi nedeniyle Avrupa'nın verimlilik performansından doğrudan etkileniyor. Avrupa'nın verimlilik artışı hızlanmazsa, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı olan AB pazarının büyüme potansiyeli sınırlanacak; bu da Türk ihracatçıları için daha dar bir pazar anlamına geliyor. Ayrıca, AB'nin yüksek teknolojili ürünlerde rekabet gücünü kaybetmesi, Türkiye'nin teknoloji transferi ve Ar-Ge işbirliklerinden elde edeceği faydaları azaltabilir. Öte yandan, Türkiye kendi verimlilik reformlarını hızlandırmazsa, yabancı yatırımcıların hem ABD hem de AB'ye kıyasla Türkiye'yi daha az cazip bulması riski doğuyor. Bu tablo, Türkiye'nin dijital dönüşüm, eğitim ve altyapı yatırımlarına öncelik vermesi gerektiğine işaret ediyor.