Norveç, Danimarka, İzlanda, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği ve Rusya, dünyanın en büyük ve en kârlı Atlantik uskumru kaynağını paylaşıyor. Yıllık değeri 1 milyar doları aşan bu endüstri, altı taraf arasında ciddi bir paylaşım krizine dönüştü. Taraflar, her yıl belirlenen toplam avlanma kotasının yüzde kaçını alacakları konusunda anlaşamıyor. Anlaşmazlık derinleştikçe, balık stoklarının sürdürülebilirliği tehlikeye giriyor ve uluslararası hukuk ihlalleri artıyor.
Pasta Büyüyor, Ama Dilimler Tartışmalı
Atlantik uskumrusu (Scomber scombrus), Kuzey Atlantik'in soğuk sularında göç eden değerli bir balık türü. Geleneksel olarak Norveç, İzlanda ve Faroe Adaları sularında yoğunlaşan sürüler, son yıllarda iklim değişikliği nedeniyle daha kuzeye, Grönland ve Arktik bölgelere doğru kaydı. Bu durum, yeni kıyı devletlerinin de uskumru kotası talebinde bulunmasına yol açtı. 2019'da İngiltere'nin AB'den ayrılmasıyla Birleşik Krallık da bağımsız bir kota müzakerecisi haline geldi. Şu anda altı taraf masada: Norveç, Danimarka (Faroe Adaları ve Grönland dahil), İzlanda, Birleşik Krallık, AB ve Rusya.
Mevcut anlaşma olan Kıyı Devletleri Anlaşması, 2021 yılında sona erdi. O tarihten bu yana taraflar yeni bir kotaya varamadı. Her yıl tek taraflı olarak kendi kotalarını belirleyen ülkeler, toplamda bilimsel olarak tavsiye edilen sürdürülebilir av miktarının (yaklaşık 770.000 ton) çok üzerinde avlanma yapıyor. Uluslararası Deniz Araştırmaları Konseyi (ICES), 2024 için toplam avlanmanın 1,2 milyon tonu bulabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kutuplara Doğru Balık Sürüleri
Anlaşmazlığın temelinde, balık stoklarının göç yollarının değişmesi yatıyor. İklim değişikliği nedeniyle deniz suyu sıcaklıkları arttıkça, uskumru sürüleri geleneksel avlanma alanlarından uzaklaşarak daha soğuk Arktik bölgelere yöneliyor. Bu durum, İzlanda ve Grönland gibi ülkelere daha büyük pay talebi hakkı veriyor. Ancak Norveç ve AB, tarihsel avlanma oranlarının korunması gerektiğini savunuyor. Diplomatik görüşmeler yıllardır sürüyor ancak somut ilerleme sağlanamadı.
Bu balık savaşı, yalnızca mavi ekonominin değil, aynı zamanda uluslararası deniz hukukunun da sınandığı bir alan haline geliyor. Taraflar, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) atıfta bulunarak birbirlerini aşırı avlanmakla suçluyor. Denizlerdeki kaynak paylaşımına yönelik artan ihtilaf, önümüzdeki yıllarda benzer balık savaşlarının başka türlerde ve bölgelerde de yaşanacağının sinyalini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Uskumru savaşları doğrudan Türkiye kıyılarını ilgilendirmese de, küresel deniz kaynakları yönetimindeki bu kriz, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki balıkçılık politikaları açısından önemli dersler içeriyor. İklim değişikliğinin balık göç yollarını değiştirmesi, Türkiye'nin Karadeniz'deki hamsi ve palamut stoklarını da etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, münhasır ekonomik bölge (MEB) tartışmalarında benzer paylaşım sorunlarıyla karşı karşıya. Bu çerçevede, uluslararası anlaşmazlıkların çözümünde diplomasi ve bilimsel verilere dayalı yönetimin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.