Avrupa'nın merkez sağ partileri, Avrupa Birliği'nin (AB) iklim yasalarını zayıflatma kampanyasında iki yeni hedef belirledi: otomobil kullanımı ve ısınmayı kapsayan yeni karbon fiyatlandırması ile metan emisyonlarına ilişkin düzenlemeler. Avrupa Halk Partisi (EPP), bu hafta yaptığı açıklamada, söz konusu politikaların ekonomik yükünü ve uygulanabilirliğini sorgulayacaklarını duyurdu. EPP'nin hamlesi, AB'nin 2030 iklim hedeflerine ulaşma çabalarını sekteye uğratma potansiyeli taşıyor.
Gelişmenin arka planı
AB, 2023 yılında kabul ettiği “Fit for 55” paketi kapsamında, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 seviyelerine göre en az %55 azaltmayı hedefliyor. Bu kapsamda, 2027'den itibaren binalar ve karayolu taşımacılığı için yeni bir emisyon ticareti sistemi (ETS2) devreye girecek. Ayrıca, metan emisyonlarının izlenmesi ve azaltılmasına yönelik yeni kurallar da yürürlüğe konulacak. EPP, özellikle ETS2'nin vatandaşlar için ek maliyet getireceğini ve kırsal kesimde yaşayanları olumsuz etkileyeceğini savunuyor. Parti yetkilileri, bu düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve gerekiyorsa ertelenmesi çağrısında bulunuyor.
EPP'nin iklim politikalarına yönelik eleştirileri yeni değil. Geçtiğimiz yıl, partinin içten yanmalı motorların 2035'te yasaklanmasına karşı çıkması ve tarım sektörüne yönelik emisyon kurallarının gevşetilmesi yönündeki talepleri, AB'nin iklim hedeflerini sulandırma endişelerini artırmıştı. Şimdi ise odak, ulaşım ve ısınma kaynaklı emisyonlara kaymış durumda. EPP, ETS2'nin sosyal adalet boyutunu sorgularken, metan düzenlemelerinin de çiftçiler ve hayvancılık sektörü üzerinde ağır bir yük oluşturacağını öne sürüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
AB'nin iklim politikalarındaki olası bir yumuşama, küresel iklim diplomasisini de etkileyebilir. Avrupa Birliği, Paris Anlaşması'nın en önemli savunucularından biri konumunda. EPP'nin girişimi başarılı olursa, AB'nin 2030 hedeflerine ulaşma olasılığı azalabilir ve bu durum, diğer ülkelerin iklim taahhütlerini gözden geçirmesine yol açabilir. Ayrıca, AB içinde sanayi ve enerji dönüşümü yatırımlarının yavaşlaması, yeşil teknolojilerde liderlik iddiasını zayıflatabilir.
Öte yandan, EPP'nin çıkışı, Haziran 2024'te yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde siyasi bir manevra olarak da değerlendiriliyor. Anketler, iklim politikalarına yönelik halk desteğinin özellikle ekonomik zorlukların arttığı dönemlerde azalabileceğini gösteriyor. EPP, bu hamleyle merkez sağ seçmenin yanı sıra iklim konusunda endişeli ancak maliyetlerden çekinen kesimlere de seslenmeyi amaçlıyor. Ancak bu durum, AB'nin yeşil mutabakat (Green Deal) etrafındaki konsensüsü zayıflatabilir ve üye ülkeler arasında yeni bölünmelere yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin iklim politikalarındaki olası bir gevşeme, Türkiye'nin AB ile yürüttüğü yeşil mutabakat uyum sürecini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında ihracatında ek maliyetlerle karşılaşmamak için emisyon ticaret sistemi ve yeşil dönüşüm politikalarını hızlandırmıştı. AB'nin karbon fiyatlandırmasında geri adım atması, Türkiye'nin motivasyonunu ve uyum takvimini etkileyebilir. Ayrıca, metan emisyonlarına yönelik kuralların zayıflaması, tarım ve hayvancılık sektöründe ihracatçı olan Türkiye için rekabet koşullarını değiştirebilir. Ancak AB'nin uzun vadeli iklim hedeflerinden tamamen vazgeçmesi beklenmiyor; bu nedenle Türkiye'nin yeşil dönüşüm stratejisini sürdürmesi akıllıca olacaktır.